İlk yapı, lisanslı dijital banka modeli. BDDK’nın 29 Aralık 2021 tarihli yönetmeliği çerçevesinde, şubesiz operasyonla ve dar bir hizmet kapsamıyla faaliyet gösteriyor. Değerleme açısından bu yapı geleneksel banka mantığına yakın olmakla birlikte, kârlılığa geçiş öncesi dönemde aktif müşteri, LTV/CAC ve mevduat tabanı büyüme hızı temel değerleri oluşturuyor.
İkinci yapı, ödeme kuruluşu ve elektronik para kuruluşu temelinde işleyen bağımsız fintek modeli. 6493 sayılı Kanun kapsamında lisanslama, denetim ve gözetim yetkisi TCMB’de bulunuyor. Düşük sermaye gereksinimi ve operasyonel esneklikle hızlı ölçeklenebilen bu yapı, Türkiye’de fintek ekosisteminin en yoğun segmentini oluşturdu. Son dönemde regülatif denetim ağırlığının artması, segmentte risk priminin değerleme çarpanlarına yansımasını hızlandırdı; lisans kapsamı ve uyum olgunluğu, aynı işlem hacmine sahip oyuncular arasında değerleme farkı yaratan unsurlar haline geldi.
Üçüncü yapı, süper uygulama merkezli servis modeli bankacılığı. Bu yapı e‑ticaret veya teknoloji platformu, arayüz sağlayıcı rolünü üstlenirken, lisanslı banka sermaye yeterliliği ve regülasyon yükünü taşıyor. Servis modeli bankacılığı uygulamalarının yaygınlaşması, modelin pazardaki payını artırdı. TBB verilerine göre Aralık 2025 itibarıyla Türkiye’de tekilleştirilmemiş aktif dijital bankacılık müşteri sayısı 127 milyon 677 bine, son üç aylık dönemde mobil bankacılık işlem hacmi 53 trilyon TL’ye, internet bankacılığı işlem hacmi ise 20 trilyon TL’ye yükseldi. Bu büyüklük üç yapının da erişebileceği değer havuzunu ortaya koyuyor.
Üç yapının değerleme dinamikleri belirgin şekilde ayrışıyor ve farklı metodolojik tercihler gerektiriyor. Dijital banka modelinde değer; müşteri ölçeği, mevduat tabanı ve sermaye verimliliği üzerinden geleneksel banka çarpanlarına yakınsıyor. Müşteri başına işletme değeri ve P/BV bandı temel referans noktalarını oluştururken, kârlılığa geçiş süresine ilişkin senaryo analizi DCF yaklaşımını öne çıkarıyor.
Fintek şirketlerinde değer; işlem hacmi, gelir ve birim ekonomi üzerinden şekilleniyor. Çarpan bazlı yaklaşımlar baskın olsa da regülatif risk primi sermaye maliyetine doğrudan yansıyor; lisans kapsamı ve banka entegrasyon kapasitesi opsiyon değeri olarak ayrı kalemde fiyatlanmaya başlandı.
Servis modeli bankacılığı yapılarında ise değer paylaşım sözleşmesi belirleyici; gelir paylaşımı, müşteri sahipliği ve veri kullanım hakları, hem arayüz sağlayıcı hem servis bankası açısından farklı çarpanlar üretiyor. Bu üç yapı arasındaki çarpan farklılığı, aynı işlem hacmine sahip oyuncular arasında belirgin değerleme makasları yaratıyor ve aradaki fark son iki yılda önemli ölçüde arttı.
Türkiye finansal hizmetler sektöründe önümüzdeki dönem, bu üç yapının rekabet etmekten çok birbirini tamamladığı, segment bazlı uzmanlaşmanın derinleştiği bir ortama işaret ediyor. Değerleme açısından soru hangi modelin kazanacağı değil; hangi yapının, hangi müşteri segmentinde hangi ekonomiyi üreteceği sorusuna dönüşüyor. Bu eksende kıyaslamalı değerleme çalışmaları segmente özgü emsal seçimini, sermaye maliyeti varsayımlarını ve değerleme yöntemini analizin merkezine taşıyor. Birleşme ve satın almalar (M&A) ve halka arz süreçlerinde değerleme tartışması artık modelin kendisi değil, modeldeki sürdürülebilir birim ekonomi üzerinden ilerliyor.
*Ergun Temizkan'ın Capital dergisi için hazırladığı yazıdan alınmıştır.