İthalattaki haksız rekabeti önlemeye ilişkin konu ise nispeten daha net ve bu noktada fazla bir tartışma yaşanmıyor. Buna örnek olarak, bazı Çin menşeli ürünlere yönelik uygulanan anti-damping uygulamalarını gösterebiliriz.
Bildirim ve YMM raporu süreci başladı
31.01.2026 tarihinde 57 seri no.lu KDV Genel Uygulama Tebliğinde değişiklik yapılarak ithalatta gözetim uygulanması, korunma önlemleri ve ithalatta haksız rekabetin önlenmesi hakkında mevzuat kapsamında ödenen KDV’nin indirimine ilişkin genel açıklamalara yer verildi. Ayrıca, indirimi kabul edilmeyen KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmadığının tespitinin ne şekilde gerçekleştirileceğine ilişkin düzenlemeler getirildi.
Buna göre; bu kapsamda ithalat yapan mükellefler, takvim yılının altışar aylık dönemleri itibarıyla ithalat bedeli 2.600.000.-TL tutarı aşmayan ithalatlara ilişkin KDV, doğru bir şekilde indirim konusu yapılıp yapılmadığını, altışar aylık dönemleri izleyen ayın sonuna kadar bağlı oldukları vergi dairesine bildirilecek.
Ancak takvim yılının altışar aylık dönemleri itibarıyla ithalat bedelinin 2.600.000.-TL tutarının aşılması hâlinde, söz konusu uygulamalar nedeniyle ödenen KDV’nin, mezkûr Karar kapsamında doğru bir şekilde indirim konusu yapılıp yapılmadığı altışar aylık dönemleri izleyen ayın sonuna kadar ibraz edilecek Özel Amaçlı YMM Raporu ile tevsik edileceği düzenlendi.
Bu kapsamdaki ilk bildirim veya rapor tanzimleri temmuz ayında yapılacak.
Ne yapılmalı?
Dolaylı bir verginin indirilememesi, temel KDV tekniğine uygun görülmeyebildiği için ithalatta ödenen, ama indirim konusu yapılamayan KDV uygulamasının yeniden değerlendirilmesi ve düzenlemenin bir kez daha gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu gibi temel yaklaşımlardan ayrışan durumlar hem şirketlerin vergi yönetiminde hem de vergi idarelerinin uygulama süreçlerinde ilave belirsizliklere ve sorunlar yaşanmasına neden olabiliyor.
Nitekim bu yaklaşıma devam edilmesi, yeni düzenleme ihtiyaçlarını da beraberinde getiriyor. İlk düzenleme, Ticaret Bakanlığı ve vergi idaresi ile ortak yapılmadığı için bir kapsam tartışması yaşanıyor. Birçok indirime konu olması gereken ödemeler, bu konuda ortak bir açıklama olmadığından dolayı indirime konu edilemiyor. Sonrasında bu indirimlerin doğruluğu konusunda ilave bir yükümlülük getiriliyor. Başka bir ifadeyle, ilk çıkış noktasının KDV tekniğine uymaması sebebiyle sonraki düzenlemelere de ihtiyaç duyuluyor.
Ancak ilk bildirimlerin temmuz ayında yapılacak olmasına karşın hem kapsamda hem de sorumlu olacak kişiler konusunda belirsizlikler devam ediyor. Bu konuya devam edilmesi durumunda, öncelikle kapsam ve tevsik edilemeyen ödeme konularının daha net ifade edilmesi gerekiyor. Örneğin, ‘ilk ithalat aşamasında fiktif artırılan tutara tekabül eden KDV indirim konusu yapılamazken aynı ithalat işlemine daha sonra bir fiyat farkı faturası geldiğinde indirilemeyen tutarın artık indirim konusu yapılabilecek mi?’ ya da ‘2.600.000.-TL’lik tutar toplam ithalat bedelini mi, yalnızca bu kapsama giren ithalat tutarını mı, yoksa indirilemeyecek KDV’ye esas tutarı mı’ ifade ettiği gibi konular açıklığa kavuşturulmalı. Bu konuların netleştirilerek yol gösterici bir düzenleme yapılması yararlı olacaktır.
*Sercan Bahadır'ın Ekonomi Dergisi için hazırladığı makaleden alınmıştır.