Gün batımında La Défense iş bölgesi

Avrupa’da doğrudan yabancı yatırımı şekillendiren beş etken

Bölgenin geleceğine duyulan güven, büyümeyi destekliyor.


Kısaca

  • Avrupa’da doğrudan yabancı yatırım (DYY), küresel yatırım ortamındaki temkinli seyre rağmen 2025 yılında %7 azaldı; bu, görece bir düşüşe işaret ediyor.
  • Şirketlerin %60’ı, önümüzdeki üç yıl içinde Avrupa’nın cazibesinin artmasını bekliyor.
  • Jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları, stratejik özerklik, teknolojik inovasyon ve finans, Avrupa’nın gelecekteki yatırım cazibesini belirleyen temel faktörler olacak.

2025 yılında Avrupa’da hayata geçirilen 5.026 sınır ötesi yatırım projesi ve yaklaşık 200.000 kişilik istihdam, kıtanın temel dayanıklılığını açıkça ortaya koyuyor.

Bu rakamlar bir önceki yıla kıyasla genel bir düşüşe işaret etmekle birlikte, küresel ölçekte temkinli bir yatırım ortamı bağlamında değerlendirilmelidir. Bu durum aynı zamanda, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu bazı sınırlamalara   da işaret ediyor. Avrupa bölgesi, rakip bölgelere kıyasla daha zayıf ekonomik büyüme göstererek, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan daha yüksek oranda etkilenmiş görünüyor. ABD ile ticari gerilimler ve Ukrayna’daki gerginlik ile Orta Doğu’daki çatışmaların etkileri hala hissediliyor. 


Bu çerçevede, 2025 yılında DYY projelerindeki %7’lik düşüş görece sınırlı kalıyor. Sermaye yoğun ve karmaşık sanayi yatırımlarına yönelik temkinli yaklaşım doğrultusunda, DYY projeleri kapsamında yaratılan istihdam %25 gibi daha belirgin bir oranda azalmış olsa da veriler; yapay zekâ, savunma ve düşük karbonlu enerji gibi yüksek potansiyelli sektörlere yönelik artan ilgiyi ve kıtanın uzun vadeli cazibesine duyulan güçlü güveni ortaya koyuyor.

EY’ın 500 yönetici ile gerçekleştirdiği yıllık araştırma, hem büyük hem de küçük ölçekli işletmeler açısından Avrupa’nın yatırım cazibesinin nasıl güçlendirilebileceğine ve sürdürülebileceğine dair önemli içgörüler sunuyor. Bu yılki araştırma, 2026 yılına yönelik yatırım eğiliminin 2025 ve 2024’e kıyasla azaldığını ortaya koysa da katılımcı şirketlerin %60’ının önümüzdeki üç yıl içinde Avrupa’nın cazibesinin artmasını beklediğini de gösteriyor. Bu beklentinin temelini bölgenin, geniş bir tüketici pazarı olması, yüksek kaliteli altyapısı ve iklim politikaları ile sürdürülebilirlik konularında proaktif bir yaklaşım sergilemesi gibi güçlü yönleri oluşturuyor.

Bununla birlikte, yatırımlar için artan küresel rekabet, jeopolitik bölünmeler ve teknolojik dönüşüm gibi unsurlar, Avrupa’nın artık yalnızca tarihsel güçlü yönlerine dayanarak ilerleyemeyeceğini gösteriyor. Yapılan araştırmalar doğrultusunda, Avrupa’nın cazibesini ve rekabet gücünü şekillendirecek beş temel etken:

  •  Artan jeopolitik gerilimler
  • Sürdürülebilirlik ile enerji ihtiyaçları arasında denge kurma baskısı
  • Kritik sektörlerde stratejik özerklik ihtiyacı
  • Hızla gelişen teknolojik inovasyon
  • Finansman sağlama ve yatırımı harekete geçirme konusundaki zorluklar

Bu içerik, EY Avrupa Çekicilik Araştırması 2026 çalışmasının ikinci bölümüdür. İlk makaleyi buradan okuyabilirsiniz.

Bir araştırma laboratuvarında bilgisayar başında çalışan, farklı kökenlerden gelen genç meslektaşlar.
1

Etken 1

Jeopolitik gerilim: İstikrarın sağlanması, belirsizliklerin daha etkin şekilde yönetilmesini mümkün kılar mı?

Jeopolitik gelişmeler artık küresel yatırım stratejilerinin merkezinde yer alıyor.

Son on yılda, COVID-19 pandemisinden Ukrayna’daki gerilime kadar uzanan bir dizi gelişme, şirketlerin lokasyon ve yatırım kararları aldığı ortamı yeniden şekillendirdi. Bununla birlikte Avrupa, birçok ülkede siyasi bölünme, mali gerilimler ve popülizmin (pdf) yükselişini deneyimliyor ve bu durum, yönetişim ve politika konusunda belirsizliğe sebep oluyor.

Bu nedenle yöneticilerin %41’i, jeopolitik gerilimleri önümüzdeki üç yıl boyunca Avrupa’nın cazibesi açısından en büyük risk olarak tanımlıyor. Bu oran, 2025’te %35 ve 2024’te ise %27 idi. Ticari engeller ve gümrük vergileri de yatırımcıların en önemli endişeleri arasında yer alıyor.


Şirketler, jeopolitik riskleri lokasyon kararlarını şekillendiren temel unsurlar arasına dahil ederek karar vermeli.

 

Önemli risk azaltma önlemleri arasında kapsamlı senaryo planlaması ve stres testleri, tedarikçilerin çeşitlendirilmesi, üretimin bölgeselleştirilmesi, stratejik hammaddelere bağımlılığın azaltılması ve siyasi olarak istikrarlı ve operasyonel olarak öngörülebilir görülen ülkelerin önceliklendirilmesi yer alıyor.

 

Şirketler hâlihazırda daha seçici hale geliyor; dayanıklılığı güçlendiren, tedarik zincirlerini kısaltan veya kritik teknolojiler ile enerji kaynaklarına erişimi güvence altına alan projelere öncelik veriyorlar. Ayrıca, özellikle savunma, yarı iletkenler, ilaç, lojistik ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler başta olmak üzere, yakın coğrafyaya yönelme (nearshoring) ve “dost ülkelerden tedarik” (friendshoring) stratejilerini uygulamaya devam ediyorlar.

 

Avrupa’nın adalete, kurumsal sürekliliğe ve kurallara dayalı yönetime olan bağlılığı, güçlü bir farklılaştırıcı unsur olmaya devam ediyor. Bu avantajın korunması, ülkeler arasında daha fazla birlik uygulama gerektiriyor ve bu durum, politika yapıcılara özel bir sorumluluk yüklüyor. Hükümetlerin, Avrupa’nın daha öngörülebilir ve tutarlı sanayi, ticaret, enerji ve düzenleyici çerçeveler sunması gerekiyor.

Torresol Energy Gemasolar santralinin havadan görünümü
2

Etken 2

Sürdürülebilirlik ve enerji: Avrupa’nın öne çıkan özellikleri

Artan iklim, sanayi ve enerji baskıları karşısında, Avrupa’nın karbonsuzlaştırma, rekabetçilik ve enerji dayanıklılığını bir arada sağlayabilme kapasitesi, önemli bir yatırım avantajına dönüşebilir.

Avrupa’nın sürdürülebilirlik hedefleri, yatırım çekme açısından hem bir güç hem de bir zayıflık olarak görülüyor. İşletmeler, kıtanın iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularında benimsediği proaktif politika yaklaşımını dördüncü en büyük avantajı olarak değerlendirirken, düşük karbonlu enerjiye erişim yedinci sırada yer alıyor. AB enerji arzının neredeyse üçte biri hâlihazırda düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor, bu durum Avrupa’yı iddialı iklim taahhütleri ve net sıfır stratejileri olan şirketler için görece cazip kılıyor.

Bununla birlikte, işletmeler sürdürülebilirlik düzenlemelerinin karmaşık ve parçalı yapısını rekabet açısından bir risk olarak gördüklerini belirtiyor. Avrupa ayrıca, ekonomisini karbonsuzlaştırma, sanayi rekabetçiliğini koruma ve enerji arz güvenliğini sağlama hedeflerini aynı anda gerçekleştirmeye çalıştığı “enerji gündeminin 3 kritik boyutu” ile karşı karşıya.

Jeopolitik gelişmeler, fiyat dalgalanmalarının orta vadede devam etme olasılığını güçlendiriyor. Avrupa, ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmış olsa da gaz, deniz taşımacılığı ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalardan hala etkileniyor. Bu durum, ankete katılan işletmelerin enerji maliyetlerini Avrupa’nın başlıca yatırım dezavantajı olarak değerlendirmesini açıklıyor.

%37
%37
Sanayi sektörlerinde, son bir yıl içinde Avrupa’daki yatırımlarını iptal eden, erteleyen veya ölçeğini küçülten yöneticilerin oranı.

Yapılan araştırmaya göre, sanayi sektörlerindeki yöneticilerin %37’si, enerji fiyatları veya gelecekteki maliyetlere ilişkin belirsizlik nedeniyle son 12 ayda Avrupa’daki bir yatırım projesini iptal etti, erteledi veya küçülttü. Buna paralel olarak, sanayi sektörlerindeki yöneticilerin %60’ından fazlası politika yapıcıların yüksek enerji fiyatlarının Avrupa sanayisi üzerindeki etkilerini hafife aldığını düşünürken, yöneticilerin yarısı politika yapıcıların iş dünyasının endişelerini tam olarak anlamadığını ifade ediyor.

Avrupa sürdürülebilirlik konusundaki liderliğini nasıl koruyabilir?

Avrupa, güçlü enerji dönüşümü için kamu desteği, düşük karbon teknolojilerinde öncü sanayi kapasitesi, gelişmiş finansal piyasalar ve sürdürülebilir varlıklara yönelik artan yatırımcı talebi gibi önemli yapısal avantajlarını kullanarak sürdürülebilirliği rekabetçilik ve sanayi yenilenmesi kaynağına dönüştürebilir. Ancak Avrupa’da uygulama süreçleri hâlâ ağır ilerliyor ve idari sorunlar ilerlemenin önünde engel teşkil ediyor. Örneğin, ankete katılan enerji şirketlerinin %53’ü, izin süreçleri nedeniyle son 12 ayda Avrupa’da bir enerji altyapısı projesini iptal ettiğini, ertelediğini veya küçülttüğünü belirtiyor.

Bu kapsamda, Avrupa bölgesinde aşağıdaki süreçlerin iyileştirilmesine yönelik fırsatlar bulunuyor:

  • Enerji ve sanayi projeleri için izin süreçlerinin hızlandırılması
  • Elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi
  • Yenilenebilir enerji ve nükleer enerji yatırımların ölçeklendirilmesi
  • Uzun vadeli enerji alım anlaşmalarının (PPA) genişletilmesi ve daha entegre Avrupa enerji piyasalarının oluşturulması
  • Parçalı ulusal teşvik sistemleri yerine daha uyumlu Avrupa çerçeveleri aracılığıyla düzenlemelerin sadeleştirilmesi

Avrupa’da doğrudan yabancı yatırım: Güveni nasıl büyümeye dönüştürülebilir?

25. Avrupa Çekicilik Araştırması bulgularını daha detaylı inceleyin.


Fabrikada makine operatörleriyle konuşan kadın yönetici
3

Etken 3

Kritik sektörler: Avrupa’nın stratejik özerkliği nasıl güçlendirilebilir?

Kritik sektörlerin desteklenmesi, uzun vadeli rekabetçilik için ciddi bir öneme sahiptir.

Jeopolitik krizler, Avrupa’nın stratejik bağımlılıklarının ekonomik maliyetini gözler önüne seriyor. Bu nedenle, kıtanın stratejik sektörlerini korumak ve güvenilir olmayan ya da aşırı baskın uluslararası ortaklara olan bağımlılığı azaltmak için iş dünyası ile koordinasyon içinde kamu müdahalesi büyük önem taşıyor.

Avrupa’nın, gelecekteki büyümeyi, ihracatı, inovasyonu ve istihdamı yönlendirecek kritik sektörleri belirleme ve destekleme fırsatı ise hala bulunuyor. Bunların yarı iletkenler, yapay zekâ, CleanTech, biyoteknoloji, bulut bilişim, kuantum teknolojileri ve savunma olması muhtemeldir. Ankete katılan işletmeler de bu görüşü paylaşıyor. Katılımcılar, stratejik sektörlerin desteklenmesi ihtiyacını Avrupa’nın ilk üç önceliği arasında sıralıyor.

Stratejik özerkliğin sağlanması

Kritik sektörleri desteklemek için Avrupa’nın elinde hedefli gümrük vergileri, vergi teşvikleri, kamu yatırım destekleri ve yabancı yatırımları tarama mekanizmaları da dahil olmak üzere geniş bir girişim seti bulunuyor. Ayrıca regülatif sadeleştirme ve inovasyon ekosistemlerinin daha güçlü entegrasyonu da teşvik edilebilir.

Bununla birlikte, kıtanın ekonomik milliyetçilik ve korumacılık eğilimlerine karşı temkinli bir yaklaşım benimsemesi önem taşıyor.

Stratejik özerkliğe ilişkin kararlar, işletmelerin milliyetine göre değil, Avrupa’ya olan uzun vadeli taahhütlerinin derecesine göre alınmalıdır. Avrupa ekonomisine katkı sağlayan yabancı yatırımlar önemini koruyor.

%87
%87
Avrupa’da halihazırda faaliyet gösteren sanayi şirketi liderlerinin %87’si, diğer bölgelerdeki tedarikçilere olan bağımlılığı azaltabileceklerine inandıklarını belirtiyor.

Artan stratejik özerklik talepleri, kritik sektörlerde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin uzun vadeli varlıklarını yeniden konumlandırmalarını gündeme getiriyor. Bu çerçevede, üretim kapasitesi ile Ar-Ge faaliyetlerinin yerelleştirilmesi, yerel yetkinliklerin geliştirilmesi ve fikri mülkiyetin Avrupa içinde tutulması ön plana çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Nitekim anket sonuçları da bu dönüşüme yönelik olumlu beklentilere işaret ediyor: Avrupa’daki sanayi şirketi liderlerinin %87’si, diğer bölgelerdeki tedarikçilere olan bağımlılığın azaltılmasının mümkün olduğunu belirtiyor.

Avrupa’nın savunma sektöründe yaşadığı zorluklar

Savunma sektörü, desteklenmesi gereken kritik bir sektördür. Avrupa Komisyonu (EC) artık savunmayı, özellikle ileri üretim, çift kullanımlı teknolojiler ve kritik tedarik zincirleri alanlarında doğrudan yabancı yatırım için öncelikli sektör olarak tanımlıyor. Diğer yandan, Avrupa’nın hedefleri finansal kaynaklarla da destekleniyor. Mart 2025’te AB, Birliğin savunma kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan 800 milyar Euro değerinde bir plan açıkladı. Buna ek olarak, üye devletler, savunma harcamalarını artırma hedefi doğrultusunda AB bütçe kurallarından sapma esnekliğinden yararlanabiliyor; bu durum açık prosedürlerinin başlatılmasını gerektirmiyor.

Bu açıklamalar, Avrupa’da savunma alanındaki DYY’nin artmasına halihazırda katkıda bulunuyor ve bu alandaki proje sayısı da 2024’e kıyasla %84 oranında artmış durumda. Bu projelerin yaklaşık olarak 7.000 istihdam yaratması öngörülüyor.  Bu ivmenin gelecekte de devam etmesi bekleniyor. Ankete katılan, savunma sektöründeki yöneticilerin %59’u önümüzdeki 12 ay içinde Avrupa’da faaliyet kurmayı veya mevcut faaliyetlerini genişletmeyi planladıklarını belirtiyor.

artırılmış gerçeklik gözlüğü takmış bir kadın ekrana dokunuyor
4

Etken 4

İnovasyon ve yapay zekâ: Avrupa dijital çağda nasıl konumlanacak?

Teknolojilerin benimsenmesi (yapay zekâ, ajan sistemleri, robotik), lokasyon kararlarını yeniden şekillendiriyor ve yüksek katma değerli doğrudan yabancı yatırımların yönünü değiştiriyor.

İşletmelerin ölçekli inovasyon yapabilme kapasitesi, Avrupa’nın uzun vadeli yatırım cazibesi açısından kritik bir rol oynuyor. Ancak, kurumsal inovasyonu yönlendiren Ar-Ge merkezlerine yönelik yabancı yatırım, 2025’te %30 azalarak son dört yılın en düşük seviyesine geriledi. Oluşturulan istihdam sayısı ise %60 oranında düşüş gösterdi.

Olumlu olan ise iyileşme sinyallerinin görülmesidir. Örneğin, Ar-Ge artık kıtanın üçüncü en büyük yatırım avantajı olarak değerlendiriliyor ve “inovasyonun yavaş ilerlemesi”ne ilişkin endişeler beşinci sıradan sekizinci sıraya gerilemiş durumda. Bu durum, AB’nin Yapay Zekâ Düzenlemesi Teklifine ilişkin Dijital Omnibus gibi bazı olumlu regülatif gelişmelerden kaynaklanıyor. 2025’in sonlarında hazırlanan bu düzenleme, işletmelerin yapay zekâyı benimsemesini ve ölçeklendirmesini kolaylaştırmak amacıyla AB Yapay Zekâ Yasası’nın belirli yönlerini değiştirmeyi hedefliyor.

Avrupa’da yapay zekâ yatırımları artıyor

Aynı zamanda, Avrupa’daki yapay zekâ ile ilgili projelere yönelik doğrudan yabancı yatırım 2025 yılında %96 oranında artmış ve 14.000’den fazla istihdam yaratmıştır. Bu sektördeki yatırımlar, toplam DYY azalırken dahi Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’da artarak diğer tüm sektörlerden daha hızlı büyümüştür.


Buna rağmen, Avrupa’nın inovasyon merkezi olarak itibarının güçlendirilmesi için daha fazla çaba gerekiyor. İşletmelerin %43’ü, yapay zekâ yatırımı, inovasyon ve uygulama açısından Avrupa’yı ABD ve Çin’e kıyasla daha az cazip bulduğunu belirtmiştir. Bu oran, Avrupa’da varlığı olmayan şirketler arasında %55’e yükselmiştir. Bunun nedenleri arasında regülatif zorluklar, ABD ve Çin’e kıyasla yüksek enerji maliyetleri, yetenek açığı ve dijital altyapı izin süreçlerinin yavaş ilerlemesi yer alıyor.

Politika yapıcılar doğru yönde ilerliyor ancak Avrupa’nın ABD ve Çin ile arasındaki farkı kapatabilmesi için hızın artırılması gerekiyor. Avrupa’nın yapay zekâ cazibesini nasıl artırabileceği sorulduğunda işletmeler, birinci sırada yapay zekâ düzenlemelerinin sadeleştirilmesinin, ikinci sırada ise teknoloji becerilerinin geliştirilmesinin gerektiğini belirtmiştir. AB Yapay Zekâ Yasası, sorumlu yapay zekâ için küresel bir standart haline gelebilir. Düzenleyici uyumun artırılmasıyla birlikte regülasyon “sandbox”larının genişletilmesi, işletmelere başlangıçta tam uyum maliyetlerini üstlenmeden deney yapabilecekleri alan sağlayacaktır.


Dijital altyapı da ayrıca önem gerektiriyor. Çin’in veri merkezi kapasitesi Avrupa’nınkinden halihazırda 1,5 kat daha fazlayken, ABD’ninki ise üç katı daha fazladır. 2030 yılına kadar ise bu farkın daha da büyümesi bekleniyor. Veri merkezleri ve şebeke altyapısı için izin süreçlerinin hızlandırılması, bu açığın kapatılmasına yardımcı olacaktır.

Konferans salonunda bir iş kadını ve bir iş adamı strateji planlaması yapıyor.
5

Etken 5

Bu dönüşüm nasıl finanse edilebilir?

Sermayenin harekete geçirilmesi, Avrupa’nın cazibesi açısından belirleyici bir zorluktur.

İtalya’nın eski Başbakanı Mario Draghi, Avrupa’nın rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için her yıl 750 milyar ile 800 milyar Euro arasında ek yatırıma ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor vebu, AB GSYH’sinin %4–%5’ine karşılık geliyor. Hükümet bütçeleri hâlihazırda önemli bir baskı altındayken, finansman açığının tek başına kamu harcamalarıyla kapatılması yeterli olmayacaktır.

Ancak, gerekli ölçekte özel sermayeyi harekete geçirmek için gereken koşullar henüz mevcut değil. Her yıl yaklaşık 300 milyar Euro tutarındaki Avrupa tasarrufu, Avrupa’daki büyüme yerine ağırlıklı olarak ABD’ye yatırılıyor. Avrupalıların yaklaşık 14 trilyon Euro tutarında tasarruf mevduatı bulunuyor. Ancak parçalı sermaye piyasaları, tutarsız iflas çerçeveleri ve düşük riskli likit varlıkları teşvik eden ihtiyati kurallar, bu tasarrufların Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu üretken, uzun vadeli yatırımlara yönlendirilmesini engelliyor.

Avrupa’nın bol miktardaki özel tasarruflarını önemli yatırım ihtiyaçlarına yönlendirmeyi amaçlayan Tasarruf ve Yatırım Birliği (SIU), bu soruna doğrudan çözüm getirmeyi hedefliyor. Ancak ilerleme yavaş. İflas çerçeveleri parçalı kalıyor, denetim tutarsız sürdürülüyor ve sınır ötesi yatırım süreçleri gereksiz derecede karmaşık olmaya devam ediyor.

Kurumsal sermayenin harekete geçirilmesi de önem gerektiriyor. Politika yapıcılar, kurumsal yatırımcılar ve iş dünyası, uzun vadeli risk-getiri beklentilerini karşılayacak yatırım yapıları tasarlamak için birlikte çalışmalıdır. Ayrıca politika yapıcılar, yüksek büyüme potansiyeline sahip işletmelerin ölçeklenme süreçlerinde ihtiyaç duydukları finansmanı sağlayabilecek nitelikte özkaynak piyasalarına erişim sağlamalıdır. En umut verici girişimlerini finanse edemeyen bir Avrupa, bunları finanse edebilen pazarlara kaptırmaya devam edecektir.

Olumlu bir şekilde, ankete katılan tüm işletmelerin %52’si, Avrupa’nın rekabet gücü ve verimlilikteki eksikliklerini gidermek için gerekli yatırımları açığa çıkaracak stratejik kararları alacağı konusunda güven duyuyor. Yalnızca %21’i bu duruma olumlu yaklaşamadığını belirtmiştir.


Finansal hizmetlerin rolü

Yapısal finansman açığının giderilmesi, hem Avrupa tasarruflarını harekete geçirecek bir yapının kurulmasını hem de bu tasarrufları verimli şekilde kullanabilecek finansal kurumların varlığını gerektirir. Doğrudan yabancı yatırım (DYY), bunu sağlayabilecek bir finansal hizmetler sektörünün inşasına katkıda bulunuyor. Bu sektör, 2025 yılında Avrupa’daki DYY performansı en güçlü sektörlerden biri olmuştur. Yabancı finansal hizmetler şirketleri 355 yatırım projesi gerçekleştirmiş, bu sayı 2024’e göre %21 artmış ve 9.762 istihdam yaratılmıştır; bu da bir önceki yıla göre %16’lık bir artış anlamına geliyor. ABD, bu ivmeye önemli katkı sağlamıştır. ABD’li finansal hizmetler firmalarının Avrupa’daki DYY’si 2025 yılında son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır.


Sonuç

Avrupa bugün kritik bir dönüm noktasında. Jeopolitik gelişmeler, enerji dönüşümü, kritik sektörlerde stratejik özerklik ihtiyacı, yapay zekânın yükselişi ve büyük ölçekte sermayenin harekete geçirilmesi gerekliliği, kıtanın yatırımcılar açısından cazibesi üzerinde önemli bir etki yaratıyor.

Bununla birlikte, işletmelerin Avrupa’nın uzun vadeli potansiyeline inanması için güçlü nedenler bulunuyor. Kıta, bir araya geldiğinde, geniş bir tüketici pazarı, yüksek kaliteli altyapı ve iklim politikalarına yönelik proaktif bir yaklaşım gibi hâlâ eşi benzeri olmayan özelliklere sahiptir. Bu durum, yatırımcıların çoğunun bölgeye uzun vadede güven duymasını açıklıyor.

Artık yapılması gereken, Avrupa’nın potansiyelinden yararlanmaktır. Güçlü yönleri üzerine inşa ederek, mevcut dönüşüm sürecinden daha dayanıklı, daha rekabetçi ve yatırımcılar için daha cazip bir şekilde çıkabilir.


Özet

Zorlu küresel ortama rağmen Avrupa, yabancı yatırım için cazip bir destinasyon olmaya devam etmektedir. 2025 yılında DYY proje sayısı %7 azalmıştır; ancak 5.000’den fazla yatırımın 200.000 istihdam yaratması, Avrupa’nın kalıcı güçlü yönlerine duyulan güveni yansıtmaktadır. Bu güçlü yönler arasında geniş pazar, yüksek kaliteli altyapı ve iklim değişikliği ile sürdürülebilirliğe yönelik politika yaklaşımı yer almaktadır. Anket ve liderlerle yapılan görüşmeler, gelecekteki cazibeyi şekillendirecek beş gücü ortaya koymaktadır: jeopolitik gerilimler, enerji ve sürdürülebilirlik, kritik sektörlerde stratejik özerklik, teknolojik inovasyon ve finansmana erişim.

İlgili içerikler

Devam eden küresel belirsizliklere rağmen, Avrupa yabancı yatırım çekme performansını koruyor

EY Avrupa Çekicilik Araştırması 2026 versiyonun ilk bölümüne ilişkin detayları içeren yazımızı okuyun.

CEO’lar, hızla değişen koşullara uyum sağlamak için organizasyonlarını nasıl dönüştürüyorlar?

CEO Outlook 2026 raporumuz, liderlerin AI dönüşümüyle büyümeyi ve uyum yeteneğini artırdığını, belirsizlik ortamında maliyet baskılarını dengelediğini gösteriyor.

Bu makale hakkında