Bir baba ve oğlu, market alışverişi yaparken akıllı telefondan alışveriş listesini kontrol ediyorlar
Bir market alışverişi sırasında baba ve oğul, akıllı telefondan alışveriş listesini kontrol ediyorlar

EY Geleceğin Tüketicisi Endeksi 2026

Güven ve onayın belirleyici olduğu yeni düzende, harekete geçme hakkını kim kazanıyor?

Tüketicilerin hangi markalara güvendikleri ve markaların hayatlarında nasıl bir rol oynamasını istedikleri konusunda daha bilinçli kararlar vermeye başlamasıyla ‘tüketici izni ekonomisi (permission economy)’ dönemi ortaya çıkıyor.


Kısaca

  • Müşterilerin, markalara kendi adlarına hareket etmeleri için koşullu ve geri alınabilir bir yetki vermesiyle ‘tüketici izni ekonomisi (permission economy)’ kavramı şekilleniyor.
  • 2026 yılında tüketiciye yönelik markaların başarısı; tüketicilerin bilgi yoğunluğu içinde anlamlı bağlantılar araması, harcamalarında daha temkinli davranırken aynı zamanda kendilerini ödüllendirmek istemesi ve karar alma süreçlerinde yapay zekâya daha fazla başvururken buna tam olarak güvenememesi olmak üzere, üç temel ikilemi ne kadar iyi yönettiklerine bağlı olacak.
  • Beş temel dönüşüm alanı, liderlerin bu yeni tüketici izni ekonomisinin dinamiklerini belirlemesine ve paydaşlarının güvenini kazanarak liderlik konumlarını güçlendirmesine yardımcı olabilir.

Günümüzde bazı tüketiciler, satın alma kararını ve harcama yapma yetkilerini bazı algoritmalara bırakmış durumda. Tüketiciler bu yetkiyi verse dahi, yapay zekâ sistemlerinin şirketlerine veri gizliliği konusunda hâlâ tam olarak güven duymuyorlar.  Böylelikle 2026 yılında müşteri güveni, yalnızca kazanılması gereken bir unsur olmaktan çıkarak harcanabilen bir sermayeye dönüşüyor.

EY Studio+ tarafından gerçekleştirilen, küresel pazarlardaki yükselen tüketici eğilimlerini inceleyen karma yöntemli yakın dönem araştırması, bu ikilemleri rakamlarla ortaya koyuyor. Tüketicilerin %95’i artık satın alma kararı vermeden önce değer yaratıldığına dair kanıt görmek istiyor. Üçte ikiden fazlası ise veri güvenliği konusunda şüphelerinin arttığını ifade ediyor. Buna karşın, tüketicilerin yaklaşık olarak yarısından fazlası gelecekte yapay zekâ ile olan ilişkilerini sınırlandırmayı hedeflediklerini belirtiyor.

Tüketiciler yeni teknolojileri ve yeni satın alma yöntemlerini hızla benimsiyor; ancak hangi markalara güvenecekleri konusunda daha titiz ve seçici davranıyor.

Tüketiciler kararlarını gerçek zamanlı olarak yeniden şekillendiriyor. Bu nedenle markaların, tüketiciler adına hareket edebilme ve onlar adına seçimler yapabilme hakkı artık daha sınırlı, koşullu ve her an geri alınabilecek bir nitelik taşıyor. Bu yeni dönemi “tüketici izni ekonomisi (permission economy)” olarak adlandırıyoruz.

Tüketici ürünleri şirketlerinde yöneticilik yapan CMO’lar, CCO’lar ve CXO’lar için asıl zorluk artık yalnızca marka bilinirliğini veya değerlendirme sürecini yönetmek değil. Odak noktası; marka görünürlüğünü sağlamak, satış işlemi için ödeme izni ve sonrasında müşteri adına eylemi gerçekleştirme iznini almak ve bu izni sürdürebilmek olarak dönüşüyor. Bu doğrultuda şirketler, tüketicilerin hayatlarına dahil etmeyi tercih ettiği marka haline gelmeyi amaçlıyor.

Araştırma, tüketicilerin satın alma, tercih oluşturma ve markalara güven duyma biçimlerini yeniden şekillendiren dokuz temel eğilimi ortaya koyuyor. Bu eğilimler, tüketicilerin aynı anda yaşadığı üç temel ikilem etrafında kümeleniyor:

1. Aşırı ekran kullanımı ve yapay zekâ

Ekran kullanımını azaltırken yapay zekâ kullanımı

  • Basitlik arayışı: Dijital yoğunluğun artan maliyeti ve bu maliyetlerden kurtulma isteği
  • Topluluk ihtiyacı: Markaların tüketiciyle bağlantı kuran ve kendi topluluklarını oluşturan yapılara dönüşmesi
  • Yaşam kalitesini artırma ihtiyacı: Uzun vadeli sağlığın yalnızca bir davranış değil, kimliğin bir parçası haline gelmesi

2. Kontrollü harcama ve kendini ödüllendirme

Harcamalarını kısıtlarken dahi kendini ödüllendirmek için harcama yapma 

  • Zihinsel rahatlama için harcama: Zihinsel ve zamansal eforu azaltmak, mental rahatlama sağlamak amacıyla duyulan ödeme yapma isteği
  • Sürdürülebilirlik: Uygun fiyatlılığın sürdürülebilirlik alanında yeni öncelik haline gelmesi
  • Küçük ödüller: Kendine günlük ödüller verme, küçük kaçamaklar yapma ve kendini şımartma anları yaratma

3. Yetkilendirme ve güven

Yapay zekâ araçlarına daha fazla yetki verirken aynı zamanda veri güvenliği konusunda duyulan güvensizlik

  • İş birliğine dayalı yapay zekâ deneyimi (AX): Tüketicilerin yapay zekâ ile kuracakları iş birliği modelini ve çalışma ilişkisini aktif olarak şekillendirmesi
  • Temkinli tüketici: Kanıta dayalı satın alma kararları alınması ve artan şüpheci yaklaşım
  • Dönüşen tanımlar: Yaşam yolculukları daha esnek hale geldikçe, bireylerin para yerine anlam ve amacı önceliklendirmesi

Bu eğilimler birlikte ele alındığında, müşteri davranışlarındaki değişimler ortaya çıkıyor. Üç temel ikilem, tüketicilerin karar verme yöntemlerini açıklarken; beş stratejik dönüşüm ise liderlerin bu değişime nasıl yanıt vermesi gerektiğini gösteriyor.

İkilemlerÖne çıkan tüketici eğilimleriMarkalar bu yetkileri nasıl ediniyor?
1. Aşırı ekran kullanımı ve yapay zekâBireyler giderek daha sade yaşam biçimlerini tercih ederken, güçlü topluluk bağları kurmayı ve fiziksel-zihinsel iyi oluşu taviz verilemez bir gereklilik olarak görüyorBireylerin, kurumların kendileriyle yalnızca işlemsel değil; empati, insani yakınlık ve değer gördüklerini hissettiren bir yaklaşım üzerinden iletişim kurmasını giderek daha fazla önemsemesi
 2. Kontrollü harcama ve kendini ödüllendirmeKolaylık ve zaman tasarrufu sağlayan çözümlere değer atfedilmesi, sürdürülebilirlik taahhütlerinin korunması ve günlük yaşamı zenginleştiren küçük ancak anlamlı ödüllendirme tercihleri öne çıkıyorŞirketler, farklılaştırılmış deneyimler, ulaşılabilir sürdürülebilirlik çözümleri ve tüketiciye minimum çabayla maksimum fayda sağlayan teklifler sunarak daha yüksek fiyatlandırmayı meşrulaştırabiliyor
3. Yetkilendirme ve güvenTüketiciler yapay zekâ ile daha bilinçli iş birlikleri kurarken, harcamalarında daha temkinli davranıyor ve değişen yaşam önceliklerine uygun, anlam odaklı deneyimler talep ediyorTüketiciler, şeffaf ve sorumlu davranan, yapay zekâyı etik şekilde kullanan ve sadece para kazanmayı değil anlam yaratmayı da önemseyen markalara daha fazla güveniyor ve bu markalara daha geniş hareket alanı tanıyor

Yarının AX stratejileri, tüketicilerin ihtiyaç durumlarını ve karar alma süreçlerindeki karmaşıklıkları daha derinlemesine anlamaya odaklanacak. Sezgisel, konuşma temelli ve bağlama duyarlı deneyimler sunan markalar, tüketicilerin güvenini kazanarak onlar adına harekete geçme konusunda daha fazla yetki ve kabul elde edecek.

Rekabet hızının sürekli arttığı bu ekonomik ortamda, tüketici odaklı liderler ya rakiplerin, düzenleyici kurumların ve platformların belirlediği kurallara uyum sağlayacak ya da bu kuralları kendileri şekillendirecek. 2026 yılında müşterileri adına hareket etme güvenini kazanabilen ve bu güveni sürekli olarak yeniden tesis eden markalar, önümüzdeki beş yılın iş yapış standartlarını belirleyen aktörler olarak öne çıkacak.

Evde kanepede dizüstü bilgisayar kullanan kadın
1

Bölüm 1

Tüketiciler yapay zekâ için sınırları gerçek zamanlı olarak çiziyor

Yapay zekânın benimsenmesi artık tüketicilerin onu kabul edip etmeyeceğiyle değil; nerede, ne zaman ve hangi koşullar altında kabul edeceklerine bağlı olarak şekilleniyor.

Yapay zekâ, ‘tüketici izni ekonomisinin’ en görünür hale geldiği alanlardan biri haline geldi. Tüketiciler yapay zekâyı yalnızca benimsemek ya da reddetmekle yetinmiyor; onunla nasıl bir ilişki kuracaklarını aktif olarak şekillendiriyor. Yapay zekânın hangi alanlarda devreye girmesi, hangi görevleri üstlenmesi ve hangi konularda geri planda kalması gerektiğine karar vererek tüketiciler, yapay zekâya verecekleri yetkinin sınırlarını belirliyor.

 

EY Studio+ Tüketici Trendleri Araştırmasına göre, yapay zekâ ile tüketiciler arasında şekillenen yeni ilişkinin temel itici güçlerinden biri dijital yorgunluk olarak tanımlanıyor. Tüketicilerin yaklaşık üçte ikisi dijital ortamların yarattığı yoğunluk nedeniyle kendilerini bunalmış hissediyor.

 

Bu nedenle bireyler yalnızca daha fazla dijital etkileşim değil; anlam, aidiyet, insani bağlar ve iyi olma duygusu arayışına giriyor.

 

Sonuç olarak tüketiciler, yapay zekânın hayatlarındaki rolünü daha bilinçli şekilde tanımlamaya başlıyor. Esnek ve kişiselleştirilebilir yapay zekâ çözümleri talep ederken, yapay zekânın ne zaman ve nasıl kullanılacağı konusunda daha fazla kontrol sahibi olmayı bekliyor.

 

Araştırma, yapay zekâya yönelik kabulün artmasının yanında, tüketicilerin AI kullanımına ilişkin sınırları daha bilinçli biçimde tanımlamaya başladığını da ortaya koyuyor. Yaklaşık üç tüketiciden biri, yapay zekânın belirli alanlarda rol almamasının kendileri için daha önemli hale geldiğini ifade ediyor. Tüketiciler, rutin ve düşük riskli görevleri AI'a devretmeye daha istekli olurken, karmaşık ve duygusal karar süreçlerinde yapay zekâyı bir iş birliği ortağı olarak konumlandırıyor. Buna karşın, kişisel, hassas veya kişisel hayatlarıyla yakından ilişkili alanlarda insan kontrolünü korumayı tercih ediyorlar.

Tüketiciler, artan dijital yük ve karar karmaşıklığı nedeniyle belirli görevleri yapay zekâya devretmeye giderek daha açık hale geliyor. Ancak bu yetki devri, kendi belirledikleri koşullar çerçevesinde gerçekleşiyor.

EY Yapay Zekâ Duyarlılık Endeksi 2026, yapay zekâya duyulan aşinalık ve güven arttıkça görev devrinin de hızla genişlediğini gösteriyor. Özellikle rutin ve düşük riskli işlemlerde tüketiciler, yapay zekânın kendi adlarına hareket etmesini daha fazla kabul ediyor ve rahatlık ile güven duygusu güçlendikçe bu yetki alanı da genişliyor.

Tüketicilerin yapay zekâya duyduğu güven, tek bir performans göstergesiyle açıklanabilecek bir olgu değil. Güven düzeyi, tüketicinin içinde bulunduğu anın duygusal ve işlevsel ihtiyaçlarına göre değişiklik gösteriyor. Aynı durum, tüketicilerin markalarla kurduğu ilişki, harcama davranışları ve markalara ne ölçüde yetki vermeye hazır oldukları konusunda da geçerli. Bu nedenle gelecekte başarı, yalnızca tüketicinin kim olduğunu anlamaktan değil, o anda hangi ihtiyaç, beklenti ve koşullar içinde bulunduğunu doğru şekilde yorumlayabilmekten geçecek.

Kadın tezgahtar mücevherleri tezgahın üzerine koydu
2

Bölüm 2

Üç temel ikilem, tüketicilerin neleri kabul edeceğini yeniden şekillendiriyor

Tüketiciler, birbirine zıt eğilimler arasındaki dengeyi gerçek zamanlı olarak kuruyor.

Yapay zekâ, tüketici izni ekonomisinin en görünür alanı olsa da tüketicilerin markalara duyduğu güven ve tanıdığı yetki yalnızca AI ile sınırlı değil. Aynı dinamikler satın alma davranışlarında, marka tercihlerinde ve müşteri deneyimlerinde de görülüyor.

Tüketiciler bir yandan dijital etkileşimleri azaltmak isterken yapay zekâdan faydalanmaya devam ediyor, fiyat konusunda daha seçici davranırken anlamlı değer sunan deneyimler için prim ödemeye açık oluyor ve daha fazla görev devretmelerine rağmen markalara koşulsuz güven duymuyor. Önümüzdeki dönemde, bu ikilemleri doğru anlayarak tüketicinin güvenini kazanabilen ve hareket alanı isteğini karşılayabilen markalar başarıya ulaşabilecek.

Tüketici izni ekonomisinde tüketiciler markalara aşamalı olarak yetki veriyor. Dijital yorgunluk ve bağlantı ihtiyacı, markanın tüketicinin hayatında yer edinip edinemeyeceğini belirliyor. Tasarruf ve ödüllendirme arasındaki denge, markanın fiyat primi talep etme hakkını şekillendiriyor. Görev devri ile güven eksikliği arasındaki gerilim ise markanın tüketici adına hareket edebilme yetkisini tanımlıyor. Başka bir ifadeyle markalar önce varlık, ardından değer ve en sonunda otorite kazanmak zorunda. Ancak bu trendler katı kurallar değil; her marka kendi stratejisine uygun olarak bu ikilemler içinde nasıl konumlanacağını seçebilir.

 1. İkilem: Aşırı ekran kullanımı ve yapay zekâ

Tüketici izni ekonomisinin ilk aşaması, markanın tüketicinin hayatında anlamlı bir yer edinmesine yönelik kabulle ilgili. Tüketiciler teknolojiyi daha fazla benimserken aynı zamanda dijital yoğunluktan uzaklaşmaya çalışıyor ve markalardan teknolojinin sağlayamayacağı insani değerleri sunmalarını bekliyor.

Sadelik arayışı, topluluk ve aidiyet ihtiyacı ile iyi oluşun öncelik kazanması gibi eğilimler, ortak bir beklentiye işaret ediyor: tüketiciler yalnızca bir işlem gerçekleştiren müşteri olarak değil, bireysel ihtiyaçları ve duyguları olan insanlar olarak görülmek ve anlaşılmak istiyor.

1. Basitlik arayışı

Bu eğilim, tüketicilerin yaşadığı baskıyı ortaya koyuyor. Tüketicilerin %65’i dijital yoğunluk yaşadığını belirtiyor. 18-24 yaş grubundaki tüketicilerin aynı orandaki bir bölümü ise sosyal medya ve dijital cihazlarda geçirdikleri zamanı azaltmak istediklerini ifade ediyor.

Tüketiciler yalnızca dijital dünyadan uzaklaşma arzusu içinde değiller, aynı zamanda rahatlık hissi de arıyorlar.  Bu ihtiyaç, diğer üç eğilimin neden önemli olduğunu da açıklıyor. Tüketiciler bağlantı kurmak, sağlıklarına odaklanmak ve daha anlamlı bir hayat kurmak için kendilerine alan oluşturmaya çalışıyor.

2. Topluluk ihtiyacı

Bu eğilim, tüketicilerin %71’inin markaların sosyalleşme ve bağlantı kurma fırsatları yaratmada bir rol üstlenmesi gerektiğine inandığını ortaya koyuyor.

Ancak bu beklenti yaş gruplarına göre farklılık gösteriyor. 25-34 yaş grubundaki tüketicilerin %53’ü, yalnızlık hissinin ve sosyal bağ kurma ihtiyacının kendi hayatlarında daha önemli hale geldiğini söylüyor. Bu oran, daha ileri yaş gruplarında giderek düşüş gösteriyor.

Genç tüketiciler ise yapay zekâya daha açık olsa da yapay zekânın sağlayamayacağı gerçek insan ilişkilerine ve aidiyet duygusuna daha fazla ihtiyaç duyuyorlar.

3. Pazarlık konusu olmayan bir öncelik: İyi ve kaliteli yaşam ihtiyacı

Bu eğilim, tüketicilerin %95’inin uzun vadeli sağlıklarını göz önünde bulundurarak bilinçli tercihler yaptığını gösteriyor. Ayrıca tüketicilerin %83’ü, başkalarının kendi sağlık durumlarını nasıl algıladığının önemli olduğunu ifade ediyor.

İyi yaşam ve sağlık artık yalnızca belirli davranışlardan ibaret olmaktan çıkarak bireylerin kimliklerini tanımlayan önemli bir unsur haline geliyor. Başka bir ifadeyle, sağlıklı yaşamak artık sadece hayata uygulanan bir şey değil, kişinin kendisini tanımlama biçiminin de bir parçası.

Dijital yoğunluk
%65
%65
Tüketicilerin %65’i kendisini dijital yoğunluk nedeniyle bunalmış hissediyor.

İnsani bağ kurma konusunda başarılı olacak markalar, bunu yalnızca sorun yaşandığında devreye giren bir iletişim kanalı olarak görmekten vazgeçenler olacak. Yapay zekâ ve otomasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte müşteriler, markaların empati kurmasını, kendilerini anlamasını ve net yönlendirmeler sunmasını daha fazla önemsiyor. Bu nedenle empati, müşteri deneyiminin doğal bir sonucu olarak değil; iletişimden ürün tasarımına kadar her temas noktasında bilinçli şekilde tasarlanması gereken stratejik bir yetkinlik olarak ele alınmalı.

2. İkilem: Kontrollü harcama ve kendini ödüllendirme

Tüketici izni ekonomisinin ikinci aşaması, markanın tüketicinin hayatında yarattığı değer karşılığında fiyat primi talep edebilme hakkıyla ilgili. Günümüz tüketicileri bir yandan maliyetlerini kontrol etmeye çalışırken, diğer yandan yaşamlarını kolaylaştıran ve zaman kazandıran çözümler için daha fazla ödeme yapmaya hazır.

Ancak sorunsuz ödeme süreçleri, işlevsel chatbotlar veya AI destekli temel hizmetler artık farklılaştırıcı özellikler olarak görülmüyor. Bu hizmetler müşteri sadakati yaratmasa da bunların eksikliği müşteri kaybına yol açabiliyor. Bu nedenle, markaların yalnızca işlevsel kolaylıklar sunmanın ötesine geçerek anlamlı değer ve zahmetsiz deneyimler yaratması gerekiyor.

1. Zihinsel rahatlama için harcama: Kolaylık primi

Tüketiciler, zihinsel yüklerini azaltan ve hayatlarını kolaylaştıran çözümlere daha fazla değer veriyor. Tüketicilerin %45'i zihinsel çabayı azaltmanın kendileri için daha önemli hale geldiğini belirtirken, bu oran dijital olarak bunalmış veya karar yorgunluğu yaşayan kişilerde daha da öne çıkıyor (%42). Bu nedenle, zaman ve emek tasarrufu sağlayan hizmetlere ödeme yapma isteği artıyor; özellikle finansal imkânları daha yüksek olan tüketiciler bu tür çözümler için ek ücret ödemeye daha yatkın olduğunu belirtiyor.

2. Sürdürülebilirliği sürdürmek: Tüketiciler sürdürülebilirliğe önem vermeye devam ediyor ancak bunu hayata geçirebilme düzeyi gelir durumuna göre farklılaşıyor. Finansal olarak daha rahat olan tüketicilerin %42'si sürdürülebilir seçeneklerin erişilebilir fiyatlı olmasının artık daha önemli hale geldiğini belirtirken, ekonomik zorluk yaşayanlarda bu oran %29'a düşüyor. Bu durum, sürdürülebilir tercihlerin giderek daha fazla maddi imkânı olan tüketiciler tarafından benimsenebildiğini gösteriyor.

Buna rağmen, tüm tüketicilerin %51'i bütçeyi zorlamadan sürdürülebilir yaşamanın yaratıcı yollarını bulmanın daha önemli hale geldiğini ifade ediyor. Bu da sürdürülebilirliğin önemini koruduğunu, ancak tüketicilerin daha uygun maliyetli çözümler aradığını ortaya koyuyor.

3. Küçük ödüller: Bu eğilim, ekonomik baskı altında bile insanların kendilerine küçük keyif anları yaratma isteğinin devam ettiğini gösteriyor. Küçük ödüller ve kişisel keyif harcamaları tüm gelir gruplarında yaygın olsa da finansal zorluk yaşayan tüketiciler bu harcamaları planlı şekilde bütçelendirme konusunda daha az eğilim gösteriyor (%33'e karşı %40) ve daha uygun fiyatlı alternatiflere yönelmeye daha yatkın (%59'a karşı %43). Başka bir ifadeyle, ekonomik baskılar tüketicilerin kendilerini ödüllendirme arzusunu ortadan kaldırmıyor; yalnızca bunu daha yaratıcı ve bütçe dostu yollarla gerçekleştirmelerine neden oluyor.

Bu doğrultuda, herkese hitap etmeye çalışan tek tip bir değer önerisinin artık işe yaramayacağı belirtilebilir. Aynı şekilde, biri yüksek gelir grubuna, diğeri ise geri kalan herkese yönelik olmak üzere ikiye ayrılmış hizmet modelleri de yeterli olmayacaktır. Bu nedenle markalar, farklı tüketici ihtiyaçlarına uygun ve katmanlı bir değer yaklaşımı benimsemeli. Ancak şirketler bu yaklaşımı benimserken, tüketiciyle kurulan ilişkinin temelini şekillendirmek üzere herkese hitap eden ve tüm tüketici grupları için kusursuz çalışan güçlü bir temel deneyim sunmalı.

Bu noktada, tema parklarında kullanılan sıra yönetimi modeli bir örnek olarak gösterilebilir. Daha fazla ödeme yapabilen ziyaretçiler, sıra beklemeden geçmelerini sağlayan kapsamlı ayrıcalıklar satın alabilir. Diğer ziyaretçiler ise yalnızca belirli deneyimler için öncelikli erişim elde edebilir. Ek ücret ödemeyen ziyaretçiler dahi parkın iyileştirdiği, daha konforlu ve verimli bir deneyim yaşar. Burada önemli olan, her seviyede müşteriye anlamlı bir değer sunulması ve hiçbir grubun dezavantajlı ya da eksik hissetmemesidir.

Bu doğrultuda, bir yandan daha yüksek gelir grubundaki tüketicilerin ödeme yapmaya değer bulacağı insan odaklı ve yapay zekâ destekli (AX) premium özellikler geliştirmek, diğer yandan ise standart hizmet deneyimini kendi başına hızlı, güvenilir, saygın ve tercih edilmeye değer hale getirmek tüketici ürünleri için temel bir zorluk haline geliyor. Premium tekliflerin, temel hizmetteki eksiklikleri telafi etmek için değil; zaten güçlü olan deneyimin üzerine ek değer yaratmak amacıyla tasarlanması bu zorlukla başa çıkmak için önemli hale geliyor.

3. İkilem: Yetkilendirme ve güven

Bu alanın, tüketici izni ekonomisindeki en derin ve en değerli alan olduğu belirtilebilir: müşteri adına hareket edebilme hakkı. Günümüzdeki belirleyici ikilemlerden bir diğeri de burada ortaya çıkıyor çünkü tüketiciler bir yandan markalarla daha fazla veri paylaşıyor ve daha fazla kontrol devrediyor, diğer yandan ise markalara duydukları güvenin azaldığını ifade ediyor.

Uygulamada tüketiciler, düşük riskli ve sonuçları kendi kimlikleriyle doğrudan ilişkilendirilmeyen görevleri devretmeye daha istekli davranırken; kişisel veya hassas buldukları alanlarda kontrolü ellerinde tutmayı tercih ediyor. Bu ayrım yalnızca görevlerin niteliğine göre değil, sektörlere göre de şekilleniyor.

Tüketiciler, enerji, sigorta ve telekomünikasyon gibi hizmetlerin büyük ölçüde optimizasyon ve verimlilik üzerinden değerlendirildiği, markalar arasındaki farklılaşmanın sınırlı olduğu sektörlerde görevleri yapay zekâya veya otomatik sistemlere daha hızlı devrediyor. Buna karşın tüketiciler, sağlık ve finans gibi kişisel bilgiler içeren ve bireyin yaşamı, değerleri veya kimliği üzerinde doğrudan etkisi bulunan alanlarda kontrolü bırakma konusunda çok daha temkinli davranıyor.

Başka bir ifadeyle, bir kategori tüketicinin gözünde ne kadar standartlaşmış ve birbirinin yerine geçebilir görünüyorsa, yapay zekânın bu alanı yönetmesine izin verme eğilimi de o kadar artıyor. Buna karşılık kişisel önem ve duygusal risk düzeyi yükseldikçe, tüketiciler karar alma süreçlerinde insan kontrolünü korumayı tercih ediyor.

1. İş birliğine dayalı yapay zekâ deneyimi (AX)

Bu eğilim, tüketicilerin yapay zekâ ile olan ilişkilerini bilinçli bir şekilde tanımladıklarını gösteriyor. Yapay zekâya ne ölçüde yetki devredileceği, günümüzde en önemli tartışma konularından biri olarak öne çıkıyor. Ancak tüketiciler bu konuya hâlâ temkinli yaklaşıyor. Tüketicilerin yalnızca %18’i yapay zekânın rutin satın alma işlemlerini kendi adına yürütmesini önemli bulurken, yaklaşık yarısı (%49) bu fikri tamamen reddediyor.

Bununla birlikte, EY Yapay Zekâ Duyarlılığı Araştırması sonuçları bu eğilimin yön değiştirmeye başladığını ortaya koyuyor. Yapay zekânın daha hızlı benimsendiği öncü pazarlarda (pioneer markets), yapay zekâyı erken benimseyen tüketicilerin özellikle finans ve perakende sektörlerinde yapay zekâya karar alma ve işlem gerçekleştirme konusunda daha fazla yetki vermeye başladığı görülüyor.

Bu durum, tüketicilerin uzun vadede yapay zekâya daha fazla sorumluluk devretmeye açık olabileceğini gösteriyor. Ancak bu güven bir anda oluşmuyor. Gelecekte müşterileri adına hareket etme yetkisini kazanmak isteyen markalar, bugün düşük riskli ve sınırlı görevlerde güven oluşturarak küçük ölçekli yetki devirleriyle bu ilişkinin temelini atmalı.

2. Temkinli tüketici

Bu eğilim, araştırmada takip edilen dokuz eğilim arasında en hızlı yükselen olarak öne çıkıyor.

Tüketicilerin üçte ikisinden fazlası (%68), güvensizliğinin arttığını söylüyor.

  • %95’i satın alma öncesinde değer yaratıldığına dair kanıt görmek istiyor.
    • %93’ü satın alma kararı vermeden önce bilgileri farklı kaynaklardan doğruluyor.
    • %89’u diğer tüketicilere, marka reklamlarından daha fazla güveniyor.
    • %92’si uygulamaları ve iş yapış biçimleri konusunda şeffaf olan markalardan alışveriş yapmaya daha yatkın olduğunu belirtiyor.
Şeffaflık kritik öneme sahip
%92
%92
Tüketicilerin %92’si, uygulamaları konusunda şeffaf davranan markalardan alışveriş yapma eğiliminde olduklarını belirtiyor.
Anlama öncelik verliyor
%89
%89
Tüketicilerin %89’u para yerine anlamı önceliklendiriyor.

3. Dönüşen tanımlar

“Dönüşen tanımlar” eğilimi, tüketicilerin %89’unun artık finansal kazanç yerine anlam ve amaca öncelik verdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca bireylerin kendi yaşam ritimlerinde ilerleme isteği, tüm yaş gruplarında ortak bir beklenti olarak öne çıkıyor.

Bu eğilim CMO, CCO ve CXO rolleri açısından oldukça net sonuçlara sahip. Kusursuz şekilde tasarlanmış, yüksek prodüksiyonlu pazarlama kampanyaları artık eskisi kadar yüksek geri dönüş sağlamıyor. Buna karşılık şeffaflığı sistematik biçimde ortaya koyan uygulamalar, bağımsız üçüncü taraf doğrulamaları ve kullanıcılar tarafından güçlendirilen tavsiye mekanizmaları daha etkili sonuçlar üretiyor.

EY Studio+ Tüketici Trendleri Araştırması, güvenilirlik algısının da dönüşüm geçirdiğini gösteriyor. Tüketiciler satın alma kararlarında artık geniş kitlelere hitap eden fenomenlerden veya ünlü içerik üreticilerinden çok, belirli ilgi alanları etrafında oluşan mikro topluluklara ve uzmanlaşmış niş otoritelere yöneliyor.

Bunun sonucunda, günümüzde vazgeçilmez hale gelen üç farklı güven ve doğrulama unsuru ortaya çıkıyor:

• Kanıta dayalı güven (Evidentiary proof)

Kanıta dayalı güven, bir markanın veya yapay zekâ sisteminin ne yaptığını açıkça gösteren veriler, izlenebilir kaynak bilgiler ve müşterilerin daha sonra tekrar inceleyebileceği kayıtlar anlamına geliyor.

EY Studio+ Human Signals araştırması da bu bulguyu hizmet tasarımı perspektifinden destekliyor. Yapay zekâ destekli etkileşimler çoğu zaman kısa süreli ve geçici olduğundan, geride bırakılan kayıtların kendisi güven altyapısının önemli bir parçası haline geliyor. Tüketiciler yalnızca sonuca değil, sonucun nasıl ortaya çıktığını görebilmeye ve gerektiğinde bu bilgilere yeniden erişebilmeye önem veriyor.

• Duygusal güven (Emotional proof)

Duygusal güven; müşterinin içinde bulunduğu koşulların anlaşılması, yargılayıcı olmayan bir destek sunulması ve müşterinin iletişimin tonu, biçimi ve hızı üzerinde kontrol sahibi olmasıyla sağlanıyor.

Tüketiciler yalnızca doğru bilgiye ulaşmak değil, aynı zamanda ihtiyaçlarının ve bağlamlarının dikkate alındığını hissetmek istiyor. Bu nedenle güven, yalnızca teknik doğruluktan değil, müşterinin anlaşıldığını ve desteklendiğini hissetmesinden de besleniyor.

• İlişkisel güven (Relational proof)

İlişkisel güven, markaların kendi mesajlarından çok; kullanıcı deneyimleri, topluluk tavsiyeleri ve akran onaylarından besleniyor.

Günümüzde tüketiciler, reklam mesajlarından ziyade gerçek kullanıcı deneyimlerine, mikro toplulukların görüşlerine ve belirli alanlarda uzmanlaşmış kişilerin önerilerine daha fazla değer veriyor. Bu nedenle, güvenin kaynağı giderek markanın kendisinden uzaklaşarak kullanıcılar ve topluluklar arasında oluşan deneyim ve doğrulama ağlarına kayıyor.

Çiçekçide alışveriş yapan genç Asyalı erkeğin yakın çekimi
3

Bölüm 3

Liderler, “tüketici izni ekonomisi”nde kuralları nasıl şekillendirebilir?

Geleceği şekillendirme ve sektöre yön verme hakkını kazanan markalar ile geçmişte oluşturdukları güvene dayanarak ilerlemeye çalışan markalar arasındaki farkı, bilinçli şekilde hayata geçirilen beş temel dönüşüm yaratıyor.

Üç temel eğilim, tüketici izni ekonomisinin günümüzde müşteriyle doğrudan etkileşim kuran markaların alışık olduğu yapıdan çok daha karmaşık bir işletim modeli gerektirdiğini gösteriyor. Tüketiciler her zamankinden daha hızlı hareket ediyor ve beklentilerini daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Bununla birlikte tüketiciler, markalara tanıdıkları hareket alanının sınırlarını da daha açık biçimde tanımlıyor ve bu sınırlar aşıldığında geçmişe kıyasla çok daha az tolerans gösteriyor.

Bu beklenti ve gerçeklik arasındaki farkı kapatmak ise tek bir yetkinlik geliştirmekle mümkün değil. Aksine, bu farkı kapatmak isteyen markaların müşteriyle ilişki kurma biçimini yeniden tanımlayan farklı bir işletim anlayışı gerekiyor.

Araştırma bulguları, liderlerin tüketici izni ekonomisinde oyunun kurallarını belirlemelerine yardımcı olabilecek beş temel dönüşüm alanına işaret ediyor. Bu dönüşüm alanlarının önemli bir kısmı, tüketici izni ekonomisinin en üst basamağı olan “yetki devri”ne odaklanıyor çünkü müşteriler adına hareket etme yetkisi, kazanılması en zor ve kaybedilmesi en kolay olan izin türü olarak tanımlanıyor.

Tüketiciler, karar alma ve işlem yürütme konusunda markalara verecekleri yetkiyi diğer tüm izinlerden daha sıkı korur. Bu nedenle, tüketici adına hareket etme hakkını doğru şekilde kazanmak ve sürdürebilmek markalar açısından en kritik başarı faktörü olarak öne çıkıyor.


1. Portföyünüzü kullanım senaryolarına göre değil, ihtiyaç durumlarına göre haritalayın

“Yapay zekâyı nerede kullanabiliriz?” sorusunun yerini “Tüketici şu anda hangi durumda ve nasıl bir desteğe ihtiyaç duyuyor?” sorusu almalı.

İhtiyaç durumu (need state) odaklı bir yaklaşım, müşterilerin hangi anlarda yardım beklediğini, hangi süreçlerde görev devretmeye hazır olduğunu, nerelerde karmaşıklığın azaltılmasını istediğini ve hangi durumlarda markanın geri planda kalmasını tercih ettiğini ortaya koyar.

Bu yaklaşımın temelinde, tüketicilerin yalnızca yeni özellikler veya daha fazla teknoloji talep etmediği anlayışı yatıyor. Özellikle dijital olarak bunalmış ve karar yorgunluğu yaşayan tüketiciler, markalardan yeni araçlar eklemelerini değil; süreçleri sadeleştirmelerini, gereksiz adımları ortadan kaldırmalarını, karar verme yükünü azaltmalarını ve bilgi gürültüsünü filtrelemelerini bekliyor.

2. Her tüketici etkileşimi için bir “izin merdiveni” oluşturun

Markanın tüketici adına neler yapacağını, müşteriyle birlikte neleri yapacağını ve yalnızca müşterinin talebi üzerine neleri gerçekleştireceğini açık şekilde tanımlaması ve bu sınırları görünür hale getirmesi gerekiyor.

Bu sınırlar, otomasyonun nerede başladığını, insan muhakemesinin nerede devreye girdiğini ve müşterinin nerede kontrolü elinde tuttuğunu göstererek deneyimi güvenilir kılıyor.

Markalar, insanların güven oluşturma ve karar verme hızlarıyla uyumlu bir tempoda ilerleyebilir.

Görünür kısıtlar deneyimin önündeki bir engel değil; deneyimin kendisidir.

3. Kanıtı bir pazarlama unsuru olarak değil, ürün özelliği olarak ele alın

İzlenebilirlik, etkileşim kayıtları, üçüncü taraf doğrulamaları ve kullanıcıların deneyimlerini paylaşmasını destekleyen mekanizmalara yatırım yapın.

Temkinli ve güven odaklı tüketicilerin tercih edeceği markalar, güven unsurlarını sonradan ekleyen değil; bunları ürün ve deneyimin ayrılmaz bir parçası olarak tasarlayan markalar olacaktır.

4. Demografik özellikler yerine, yapay zekâ ve finansal hazırlık düzeyine göre segmentasyon yapın

Yapay zekâyı erken benimsemiş pazarlardaki bir müşteri ile yapay zekâya şüpheyle yaklaşan bir pazardaki aynı yaş grubundan müşteri tamamen farklı deneyimlere ihtiyaç duyar.

Bu nedenle markalar tüketicileri yalnızca “premium” ve “ekonomik” seçenekler arasında ayırmak yerine, katmanlı bir değer yapısı oluşturmalı.

Ödeme yapmaya istekli tüketicilere insan odaklı ve gelişmiş AX özellikleri sunarken, herkes için kusursuz çalışan güçlü bir temel deneyim sağlanmalı.

Her hizmet seviyesi ek değer yaratmalı ve hiçbir hizmet seviyesi eksik hissettirmemeli.

Bu katmanlar sıralı değil, eş zamanlı olarak geliştirilmeli.

5. İnsan kaynağını empatinin vazgeçilmez olduğu alanlara yönlendirin

Yapay zekâyı nötr ve işlemsel süreçlerde kullanın.

İnsan etkileşimini ise bu alanlara yönlendirin:

  • Öfke ve şikâyet yönetimi
  • Dolandırıcılık vakaları
  • Karmaşık karar süreçleri
  • Hayatı etkileyen kritik olaylar ve dönüm noktaları

Maliyet tasarrufundan çok hizmet kalitesine odaklanılan nokta tam olarak burasıdır.

Liderlik etme hakkı

Tüketicilerin yapay zekâya, otomasyona veya ölçeklenmeye karşı çıkmadığını; asıl olarak bunları hangi koşullar altında kabul edeceklerini müzakere ettiklerini anlayan markalar 2026 yılında başarıya ulaşabilir. Üstelik bu koşullar şu anda şekilleniyor.

Tüketicilerle doğrudan etkileşim kuran markalar, netlik oluşmasını beklemeyi tercih ederse, başkaları tarafından belirlenmiş kurallara uyum sağlamak zorunda kalabilir. Bilinçli ve proaktif şekilde hareket eden markalar ise bu yeni dönemin kurallarını belirleyen taraf olacaktır.

Ancak müşteriler markalara sınırsız ve koşulsuz bir yetki vermez. Liderlik etme hakkı, her bir etkileşimde, her bir işlemde ve her bir müşteri deneyiminde yeniden kazanılması gereken bir ayrıcalıktır. Aynı şekilde, güven ve yetki de aynı hızla geri çekilebilir.


Özet

EY Geleceğin Tüketicisi Endeksi 2026, tüketicilerin markalara kendi adlarına hareket etme hakkını koşullu ve geri alınabilir şekilde tanıdığı yeni bir tüketici izni ekonomisinin ortaya çıktığını vurguluyor.

Tüketiciler üç temel ikilem arasında denge kurmaya çalışıyor:

  • Dijital yoğunluk ile bağlantı kurma ihtiyacı arasında denge kurmak
  • Kontrollü harcama isteği ile kendini ödüllendirme arzusu arasında seçim yapmak
  • Daha fazla yetkilendirme yaparken artan şüphe duygusunu yönetmek

Bu ortamda güven, kalıcı bir kazanımdan ziyade sürekli yeniden kazanılması gereken bir unsur haline geliyor. Markaların değer yarattığını ve şeffaf davrandığını kesintisiz biçimde kanıtlaması gerekiyor.

Yapay zekânın benimsenmesi bu dönüşümün en belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Tüketiciler bazı görevleri yapay zekâya devretmeye açık olsa da bunun sınırlarını kendileri belirlemek istiyor.

Başarılı olmak isteyen liderlerin:

  • Tüketici ihtiyaç durumlarını derinlemesine anlaması,
  • Açık ve görünür izin çerçeveleri oluşturması,
  • Kanıt ve şeffaflığı deneyimin merkezine yerleştirmesi,
  • Müşterileri hazırlık düzeylerine göre segmentlere ayırması,
  • Empatisini vazgeçilmez olduğu alanlara yönlendirmesi

gerekiyor.

Tüketici izni ekonomisinde liderlik etmek doğrudan alınan bir yetki değildir; bu yetki düzenli olarak kazanılır ve ancak müşterilerin belirlediği koşullar doğrultusunda korunabilir.

İlgili içerikler

EY Geleceğin Tüketicisi Endeksi sonuçları açıklandı!

Tüketicilerin alışkanlıkları nasıl değişiyor? Markanın imajı ve vizyonu tüketiciler üzerinde ne kadar etkili? Detaylar için yazımızı okuyun.

EY Geleceğin Tüketicisi Endeksi’nin sonuçlarına göre tüketiciler dijital ve fiziksel deneyim arasında denge arıyor

EY Geleceğin Tüketicisi Endeksi’ne göre; tüketicilerin evde geçirdiği zaman gittikçe artarken tüketiciler yaşamlarını daha özel ve sade bir şekilde sürdürmeyi tercih ediyor. Detaylar için yazımızı okuyun.

Bize ulaşın
İçeriklerimizi beğendiniz mi? Daha fazla bilgi için bizimle iletişime geçin.

Bu makale hakkında