Megatrendler

Süper akışkan işletmeler rekabet üstünlüğü için kuruluşları nasıl yeniden şekillendiriyor?

Otonom yapay zekâ, akıllı sözleşmeler ve dijital ikizler, işletme zorluklarını ortadan kaldıran düz ağlar olan süper akışkan işletmeleri mümkün kılabilir.


Kısaca

  • Süper akışkanlığa geçiş üç aşamadan oluşacak: Yapay zekâ destekli operasyonlar, iş birliğine dayalı otonomi ve tamamen süper akışkan işletmeler.
  • Otonom sistemler rutin işleri hallederken insanlar stratejik yöne, etik sınırlara ve ekosistem ilişkilerine odaklanabilecek.
  • Liderlerin hibrit yönetişim oluşturması, yetenek stratejilerini dönüştürmesi ve teknoloji güdümlü operasyonlar çağı için rekabet avantajını yeniden tanımlaması gerekiyor.

Bu makale, yeni EY Megatrends serisinin ilk içgörü setinin bir parçasıdır: İnsan-makine hibrid çağına hazırlanmak

Çok da uzak olmayan bir gelecekte, küresel bir üretim firmasında Operasyon Direktörü (COO) olarak görev yapan Sara'nın bir pazartesi gününü hayal edelim. E-posta yağmuru ve toplantılar yerine, şirketinin otonom yapay zekâ (AI) sistemlerinden gelen bir gecelik raporu inceliyor. O uyurken, üç tedarik zinciri sorunu akıllı sözleşme ortaklıkları aracılığıyla otomatik olarak çözülmüş, iki yeni tedarikçi anlaşması müzakere edilerek uygulanmış ve tahmine dayalı bakım algoritmaları, parçaları önceden sipariş ederek ve teknisyen mesailerini doğru planlayarak dört olası ekipman arızasını önlemiş.

Hafta sonu boyunca onu rahatsız eden kimse olmadı, yine de şirketi durmaksızın en yüksek verimlilikle çalışmaya devam etti.

Sara'nın rolü önemli ölçüde değişti. Artık günlük krizlerle ilgilenmiyor ya da departmanlar arasında bitmek bilmeyen toplantılar düzenlemiyor. Bunun yerine, esnek bir otonom ortaklar ağı içinde stratejik kararları yönlendiriyor, üst düzey hedefler belirliyor ve yapay zekâ araçları eskiden zamanının %60'ını alan karmaşık koordinasyon süreçlerini onun yerine yönetiyor.

Bu senaryo bilim kurgu değil, aksine, süper akışkan girişim adını verdiğimiz şeyin git gide yaklaşan gerçekliği olarak karşımıza çıkıyor. Süper akışkan bir organizasyon, operasyonel sürtünmelerin neredeyse tamamen ortadan kalktığı, veri, yetenek ve sermayenin sorunsuz ve hızlı bir şekilde departmanlar arasında aktığı bir yapıyı tarif ediyor. Departmanlar sorunsuz bir şekilde iş birliği yapıyor, dış ortaklar kolaylıkla entegre oluyor ve değer dijital uygulama hızında hareket ediyor. Bu işletmeler giderek daha otonom hale geliyor, otonom yapay zekâ ajanları ve akıllı sözleşmeler aracılığıyla 7/24 çalışıyor ve insanlar stratejiye, yaratıcılığa ve karar mekanizmasına odaklanırken pazar değişikliklerine anında uyum sağlamalarına olanak tanıyor. Sonuç, hiyerarşik organizasyon şemaları yerine düz ve ağlar etrafında örgütlenmiş bir organizasyon yapısını ortaya koyuyor; bu da şirketin koşullar gerektirdiğinde kendini hızla yeniden şekillendirmesine ve geleneksel hiyerarşileri felç edebilecek engellerin etrafından dolaşmasına olanak tanıyor.

Başarılı kuruluşlar nesiller boyunca karar alma sürecini yavaşlatan, koordinasyonu engelleyen ve operasyonel maliyetleri artıran birçok engeli yönetme konusunda iyi bir sınav vererek bugünleri gördüler. Peki bu engeller ve dolayısıyla sürtünme ortadan kalktığında ne olur? Yeni ortaya çıkan birkaç teknolojinin (yapay zekâ, kuantum bilişim, blok zinciri destekli akıllı sözleşmeler ve merkezi olmayan otonom organizasyonlar -DAO'lar-) bir araya gelmesi bu geleneksel engelleri ortadan kaldırmaya başlıyor. Bu sayede, bir zamanlar şirket içerisinde sürtüşme kaynakları olan bilgi, karar ve değer akışının çok az dirençle gerçekleştiği kurumlar oluşuyor.

Bu değişimin tamamlanması, mevcut ekonomik durum için neredeyse elzem. Gallup'un 2024 Küresel İşyerinin Durumu Raporu, çalışanların işten ayrılmasının küresel ekonomiye her yıl üretkenlik kaybı olarak 8,8 trilyon dolara mal olduğunu ve bunun da küresel GSYİH'nin yaklaşık %9'una denk geldiğini gösteriyor.1 Sadece ABD şirketleri, gereksiz toplantılar, mükerrer süreçler ve iletişim kopuklukları da dahil olmak üzere işyeri işlevsizliği nedeniyle her gün yaklaşık 2,1 milyar dolar (yıllık 766 milyar dolardan fazla) kaybediyor.2 Etkin olmayan toplantılar, gereksiz onaylar ve veri siloları gibi kurum içi sürtüşmeler şirketlere her yıl çalışan başına ortalama 15.000 dolara mal olurken, sadece veri siloları bile kurumların operasyonel verimsizlikler nedeniyle gelirlerinin %20-30'unu kaybetmelerine neden oluyor.3


Yapay zekâ destekli otomasyon ve akıllı sözleşme yönetimi sayesinde operasyonel sürtüşmeyi başarılı bir şekilde azaltan şirketler; yapay zekâ yatırımlarında iki ila üç kat yatırım getirisi, %35-50 oranında operasyonel maliyet tasarrufu ve döngü sürelerinde %50-70 azalma gibi önemli kazanımlar elde ettiklerini rapor ediyor.

Süper akışkanlık için ekonomik koşullar uzun süredir mevcut olsa da, teknoloji, sürdürülebilirlik ve jeopolitik alanlardaki temel eğilimler nedeniyle bu durum artık gerçek ve acil bir gereklilik haline geliyor. Teknolojik gelişmeler, şirketlerin operasyonel engelleri daha önce mümkün olmayan yöntemlerle ortadan kaldırmasına olanak tanıyor. Bu gelişmelere yapay zekâdaki hızlı ilerlemeler, blok zincir teknolojisinin olgunlaşması ve kuantum hesaplamanın yükselişi de dahil. Tüm bu unsurlar, teknolojinin hızla geliştiği ve ChatGPT'nin ortaya çıkışı gibi şirketleri hazırlıksız yakalayabilen kritik eşiklere ulaştığı bir ortamda gerçekleşiyor). Ayrıca, kaynak kıtlığı ve giderek daha acil hale gelen iklim krizi daha verimli tedarik zincirlerini zorunlu kılarken, jeopolitik dalgalanmalar değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen operasyonel yapılara olan ihtiyacı artırıyor. Tüm bu faktörler, süper akışkan işletmeleri her zamankinden daha cazip hale getiriyor.

Bugün liderler, bu dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil; kurumlarının bu dönüşüme öncülük edip etmeyeceği veya süper akışkanlığı ilk benimseyen rakipler tarafından geride bırakılıp bırakılmayacağı sorusuna yanıt arıyor.

Bu dönüşüm, rekabet avantajı arayan İcra Kurulu Başkanları (CEO), merkezi olmayan pazara giriş stratejilerini yöneten Pazarlama Direktörleri (CMO), karmaşık süreçleri sadeleştiren Operasyon Direktörleri (COO), ölçeklenebilir altyapılar geliştiren Teknoloji Direktörleri (CTO) ve değişken piyasalarda dayanıklılığı koruyan Risk Direktörleri (CRO) için kritik öneme sahip. Her rol kendine özgü zorluklarla karşı karşıya: CEO’lar kuruluşlarını tamamen farklı bir rekabet ortamına hazırlamalı; CMO’lar küresel satış ve ortaklıkları koordine etmek için otonom sistemlere ihtiyaç duymalı; COO’lar koordinasyon darboğazlarını ortadan kaldırmak için kesintisiz operasyonlar sağlamalı; CTO’lar 7/24 otonom yürütmeye olanak tanıyan platformlar tasarlamalı; CRO’lar ise hızlı yeniden yapılandırmaya izin verirken yönetişimi sürdüren uyarlanabilir çerçeveler uygulamalı. Uzun vadeli stratejiyi denetleyen yönetim kurulları için ise süper akışkanlık kavramını anlamak, yönetimin gelecek on yılın iş dünyasına hazır bir yapı inşa edip etmediğini değerlendirmek açısından kritik önem taşıyor.

Arka planda mavi denizin yakın çekimi
1

Bölüm 1

Süper akışkan işletmelere doğru

Yapay zekâ ve diğer teknolojiler kurumları dönüştürüyor; sürtünmeleri ortadan kaldırıyor, çevikliği artırıyor ve liderleri gerçek anlamda süper akışkan işletmeler kurmaları için güçlendiriyor.

Temsili dönüşüm yolu

Süper akışkan işletmelere geçişin üç aşamada gerçekleşmesi ve her aşama bir sonrakine zemin hazırlayan yetkinlikleri oluşturması kuvvetle muhtemel. Bu aşamaların doğru anlaşılması, kuruluşların yatırımlarını planlamasına ve başarı için gerekli kültürel dönüşümü gerçekleştirmesine yardımcı olacak.

Bu sürecin pratikte nasıl şekillendiğini görmek için, Sara’nın her bir aşamadaki yolculuğunu örnek olarak ele alalım.


Ufuk 1: Temel oluşturma

Sara iş yerine vardığında yapay zekâ asistanının gece yaşananlar hakkında bir brifing hazırladığını görür. Şirketi rutin tedarikçi ödemeleri için akıllı sözleşmeler kullanıyor ancak yine de 50.000 ABD dolarının üzerindeki tüm sözleşmeler Sara'nın onayından geçmek zorunda. Üç yapay zekâ ajanı, hava durumu modelleri ve tarife müzakereleri de dahil olmak üzere jeopolitik haberlere dayanarak potansiyel tedarik zinciri risklerini işaretlemiş durumda. Sara, yapay zekânın önerilerini inceledi ve hangi yedek tedarikçilerin etkinleştirileceğine karar verdi. Sabaha planlanmış 3 tane çevrim içi toplantısı var: Bunlardan biri temsilci performans ölçümlerini gözden geçirmek için yapay zekâ yönetişim komitesiyle, diğeri insan-yapay zekâ iş birliği eğitim sonuçlarını tartışmak için tesis yöneticileriyle ve üçüncüsü de yedek tedarikçi kullanmanın vergi etkilerini tartışmak için vergi birimiyle olacak.

 

Temel işletmeler, mevcut iş yapısını korurken yapay zekâya özgü yetkinlikler geliştirmeye odaklanıyor. Bu süreçte altyapı kurmak, akıllı sözleşme pilotları yürütmek ve insan–yapay zekâ iş birliğini güçlendiren beceriler geliştirmek öncelikli hale geliyor. Sara’nın iş günü artık %40 daha kısa; rutin koordinasyon görevlerini yapay zekâ üstlenirken, o stratejik kararlar ve istisnai durumların yönetimine odaklanmaya devam ediyor.

 

Başarı, belirli hedef göstergelerine bağlı: Çalışanların %70’inin yapay zekâ araçlarını aktif olarak kullanması, süreç döngü sürelerinde %30 azalma ve pilot uygulamalarda %150’nin üzerinde yatırım getirisi sağlıyor. Yapay zekâ otomasyonunu kapsamlı biçimde hayata geçiren kuruluşlar bu sistematik yaklaşımı örneklendiriyor. Küresel şirketlerin %78'i en az bir iş fonksiyonunda yapay zekâ kullanıyor; %71'i ise üretken yapay zekâdan düzenli olarak yararlanıyor. Bu yolculuk, kavram kanıtı aşamasından kurumsal ölçekte dönüşüme uzanan, yönetişim, süreç yönetimi ve esnek mimari tasarımıyla desteklenen kontrollü bir ölçeklendirme gerektiriyor..5

 

Finansal hizmetler sektörü, veri yoğun operasyonları ve karmaşık risk yönetimi ihtiyaçları nedeniyle bu dönüşümde öne çıkıyor. Santander’in One Pay FX çözümü, blok zinciri teknolojisini kullanarak uluslararası ödemelerde daha yüksek doğruluk ve güvenlik sunuyor; bu sayede müşterilere daha hızlı ve daha uygun maliyetli işlem imkânı sağlarken bankayı Avrupa’da blok zinciri kullanımında lider konuma taşıyor..6 Merkeziyetsiz finans platformları ise bugün 214 milyar ABD dolarının üzerinde varlığı yönetiyor; bu da otomatikleştirilmiş finansal hizmetlere yönelik güçlü piyasa talebini ortaya koyuyor..7

Ufuk 2: Otonom koordinasyon

Sara’nın Pazartesi sabahı rutini artık bambaşka. Güne başlarken, yapay zekâ temsilcilerinin gece boyunca 15 operasyonel sorunu bağımsız şekilde çözdüğünü gösteren pano ile karşılaşıyor. Sistem, bir tedarikçide yaşanan gecikmeyi telafi etmek için üretim planını otomatik olarak güncellemiş ve akıllı sözleşme tabanlı teklifler aracılığıyla üç satıcıyla daha iyi fiyatlar üzerinde müzakere etmiş durumda. Bu sayede Sara, zamanını stratejik iş ortaklıklarına, yapay zekâ kararlarının etik açıdan değerlendirilmesine ve sektörler arası ekosistem aktörleriyle iş birliğine ayırabiliyor. Yapay zekâ kapsamı dışında kalan karmaşık bir kalite sorunu ortaya çıktığında ise sistem, tam bağlam bilgisi ve birden fazla yapay zekâ aracısının önerileriyle durumu Sara’ya aktarıyor.
 

İkinci ufuk, kuruluşların “döngüde insan” modelinden “döngünün içinde insan” yaklaşımına geçtiği bir aşamayı ifade ediyor. Bu dönemde karmaşık optimizasyon süreçleri için kuantum destekli yapay zekâ sistemleri benimsenirken, insan gözetimi ile algoritmik karar verme süreçlerini birleştiren hibrit yönetişim modelleri uygulanıyor. Bu dönüşümle birlikte Sara’nın rolü operasyon odaklı yöneticiden stratejik orkestratöre evriliyor; yapay zekâ temsilcileri rutin kararların %80’ini üstlenirken, insanlar istisnai durumlar, yaratıcılık ve etik gözetim gibi alanlara odaklanıyor.
 

Bu aşamanın temel hedefleri arasında, rutin süreçlerde %80 otonom karar verme kapasitesi, pazardaki değişimlere %50 daha hızlı yanıt verebilme ve ekosistem koordinasyonundan %200’ün üzerinde yatırım getirisi elde edilmesi yer alıyor. Sağlık hizmetleri sektörü de bu ufka, geleneksel olarak parçalı yapıdaki hizmet sağlayıcılar arasında hasta sonuçlarını koordine eden entegre bakım ekosistemleri aracılığıyla ilerliyor. Blok zinciri tabanlı sağlık kayıtları, hastaların gizlilik ve güvenliği korurken verilerinin paylaşımını kontrol etmelerine olanak tanıyor; sektörün 2030 yılına kadar %15 blok zinciri penetrasyonuna ulaşması bekleniyor..8

 

Sara’nın şirketi gibi üretim odaklı işletmeler ise bu dönüşüme, geleneksel kurumsal sınırların ötesinde kapasiteyi, uzmanlığı ve pazar erişimini dinamik olarak koordine eden uyarlanabilir üretim ağlarıyla yaklaşıyor. Dağıtık üretim platformları, büyük altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymadan hızlı ürün geliştirme ve pazara giriş imkânı sunuyor; bu sayede pazara çıkış süresi %50–70 oranında kısalırken sermaye gereksinimleri %60’a kadar azalıyor..9

Ufuk 3: Tam süper akışkanlık

Sara’nın rolü, 2025’teki pozisyonuyla karşılaştırıldığında neredeyse tamamen farklı bir noktaya evrildi. Artık odak noktası stratejik vizyon oluşturmak, yaratıcı problem çözmek ve şirketin otonom operasyonlarının insani değerler ile toplumsal etki hedefleriyle uyumunu sağlamak. Şirketin yapay zekâ sistemleri, müşteri kazanımından ürün teslimatına kadar uçtan uca tüm operasyonları yönetirken; dijital ikizler aracılığıyla süreçlerin her aşamasına ilişkin şeffaflık sunuyor ve Sara’nın gerekli gördüğü her an bu süreçleri incelemesine olanak tanıyor.
 

Sara’nın pazartesi sabahları; yapay zekâ sistemlerinin yeni pazarlara giriş için hazırladığı stratejik önerileri değerlendirmeyi, küresel ve yerel vergi düzenlemeleri dahil olmak üzere otonom kararların etik etkilerini gözden geçirmeyi içeriyor. Bunun yanında, yalnızca insan muhakemesi, empati ve yaratıcılık gerektiren zorluklarda ekosistemdeki diğer insan liderlerle iş birliği yapmak da Sara’nın öncelikleri arasında yer alıyor.

Mesele makinelerin karar verip vermemesiden ziyade en kritik kararlar üzerindeki insan iradesini nasıl sağlayacağımız.

Üçüncü ufuk, kurum genelinde otonom operasyonların benimsendiği, insanların ise stratejik yönlendirme, yaratıcı inovasyon ve etik gözetim gibi alanlara odaklandığı bir aşamayı ifade ediyor. Gelişmiş yapay zekâ sistemleri, organizasyonun anlık olarak yeniden yapılandırılmasını yönetirken, amaç ve değerler konusunda nihai sorumluluk insanlarda kalmaya devam ediyor. Bu evrede şirketler, operasyonlarının %90’ından fazlasını otonom sistemlere devrederken; yaratıcılık, hikâye anlatımı ve stratejik düşünme yoluyla yeni insani değer alanları oluşturuyor.

EY Amerika Sorumlu Yapay Zekâ Lideri Sinclair Schuller, bu yaklaşımı “algoritmaların hızında yönetişim” olarak tanımlıyor ve şöyle açıklıyor: “Stratejik kararlar üzerinde insan sorumluluğunu korurken, diğer yapay zekâ sistemlerini denetleyebilen, otomatik işleyen sofistike çerçevelere ihtiyaç duyuyoruz. Mesele makinelerin karar verip vermemesiden ziyade en kritik kararlar üzerindeki insan iradesini nasıl sağlayacağımız.”

Bu aşama bugün hâlâ büyük ölçüde teorik olsa da, ilk iki ufku başarıyla uygulayan kurumların, yapay zekâ yetkinlikleri olgunlaştığında bu nihai dönüşüme öncülük etmeye hazır olduğu görülüyor.

Sara’nın rolündeki dönüşüm de bu evrimi net biçimde yansıtıyor. İlk ufukta yapay zekâ ile bir asistan gibi birlikte çalışmayı öğrendi. İkinci ufukta, yapay zekânın stratejik lideri haline geldi. Üçüncü ufukta ise otonom operasyonların insani amaçlara hizmet etmesini sağlayan yaratıcı bir vizyonere dönüştü. Hafta boyunca tüm aşamalar birbirini takip ederken, otonom operasyonların kapsamı ve karmaşıklığı rutin görevlerden tüm iş ekosistemlerine uzanan geniş bir alana yayılıyor.

Süperakışkan girişimler süperakışkan pazarları ve ekonomileri nasıl yönlendirebilir?

Yaklaşık doksan yıl önce ekonomist Ronald Coase, işletmelerin temel olarak faaliyetlerdeki sürtünmeleri ortadan kaldırmak için var olduğunu ortaya koymuştu. Ancak firmalar, geçiş maliyetleri ve bilgi asimetrileri gibi dışsal sürtünme kaynaklarını koruyarak da avantaj elde etti; bu durum onlara pazar gücü sağlayan ve rekabet üstünlüğü yaratan ekonomik hendekler oluşturdu.

Süperakışkanlık dönemine geçişle birlikte sürtünmeye dayalı bu avantajlar, artık stratejik bir zafiyete dönüşüyor. Süperakışkan işletmeler, geleneksel şirket sınırlarının ötesine etki ederek yalnızca kendi operasyonlarını değil, piyasaları ve ekonominin genel işleyişini de süperakışkan hale getirme potansiyeline sahip.

Rekabet dinamiklerini dönüştüren üç temel değişimi şu şekilde özetlemek mümkün:

  • Geçiş maliyetlerinin azalması: Veri taşınabilirliği, yeniden eğitim gereksinimleri ve entegrasyon zorlukları gibi klasik geçiş maliyetleri, yapay zekâ sistemlerinin platformlar arasında otomatik çeviri yapabilir hale gelmesiyle birlikte ortadan kalkıyor. Akıllı sözleşmeler, en karmaşık tedarikçi değişimlerini bile otomatikleştirerek bu maliyetleri milyonlarca dolar ve aylar süren süreçlerden, binlerce dolar ve birkaç gün süren otomatik geçişlere dönüştürebiliyor.
  • Bilginin demokratikleşmesi: Pek çok başarılı şirket, bilgi akışını kontrol ederek ve bilgi asimetrisini koruyarak rekabet avantajı elde etti. Bugün ise yapay zekâ, piyasa analitiği, fiyatlama verileri ve operasyonel içgörüleri herkesin erişebileceği hale getiriyor. Önceden uzman ekiplerin haftalarca çalışarak oluşturduğu veriler artık yapay zekâ ajanları tarafından anında üretilip analiz edilebiliyor ve uygulanabiliyor.
  • Koordinasyonun otomasyonu: Karmaşık tedarik zincirleri, düzenleyici gereklilikler ve çok paydaşlı yapılar geleneksel olarak önemli giriş engelleri oluşturuyordu. Koordinasyon kapasitesi yüksek olan firmalar bu sayede avantaj sağlıyordu. Süperakışkan işletmelerde ise otonom yapay zekâ ajanları bu koordinasyonu üstlenerek, koordinasyon karmaşıklığının bir engel olmaktan çıkmasını sağlıyor.

Bu dönüşüme güçlü bir örnek, JPMorgan Chase’in blok zinciri tabanlı ödeme platformu Kinexys (eski adıyla Onyx). Sınır ötesi ödemelerde blok zinciri teknolojisi kullanan platform, muhabir bankacılık ağında süren geleneksel iki–üç günlük işlem süresini dakikalara indiriyor ve 7/24 gerçek zamanlı ödeme imkânı sunuyor. Kinexys, lansmanından bu yana 1,5 trilyon doların üzerinde işlem hacmine ulaştı; bugün günlük 2 milyar doların üzerinde işlemi yönetiyor ve yıllık hacmini 10 kat artırmış durumda. Platform, USD, EUR ve GBP cinsinden neredeyse anlık döviz işlemleri sunarak hem yeni müşteriler çekiyor hem de yenilikçi hizmet modellerinin önünü açıyor.10

Bu dönüşümde başarı elde eden şirketler, sürtünmeye dayalı savunma mekanizmalarını korumaya çalışmak yerine, sürtünmeyi bizzat ortadan kaldırmayı ve bunun yerine tersine büyüyen ağ etkileri ile ekosistem faydaları oluşturmayı hedefliyor. Süperakışkan platformlara katılan ortakların sayısı arttıkça, bu ekosistemlerin değeri de hızla yükseliyor ve geleneksel sürtünme odaklı stratejilerin rekabet edemeyeceği güçlü geri bildirim döngüleri ortaya çıkıyor.

Süper akışkanlığa giden sektör yolları: Çeşitli zaman çizelgeleri ve farklı yaklaşımlar

Süperakışkanlığa geçiş yolculuğu; düzenleyici çerçeveler, veri gereksinimleri, rekabet dinamikleri ve teknolojik olgunluk gibi unsurlara bağlı olarak sektörler arasında farklılık gösterecektir. Bu eğilimlerin erken aşamada fark edilmesi, kuruluşların değişimleri öngörmesine ve sektörler arası inovasyon fırsatlarını keşfetmesine yardımcı olur. Aşağıda buna ilişkin bazı örnekler yer alıyor:


Şişedeki çok renkli sıvının tam çerçeve çekimi
2

Bölüm 2

Süper akışkan girişimin yapı taşları

Süper akışkan işletmeler kurmak, birden fazla teknolojiyi birleştirmeyi ve insan-makine hibrit ortaklığını yeniden düşünmeyi gerektirir.

Teknolojilerin bir araya gelmesi

Süper akışkan işletmeler, senkronize bir uyum içinde çalışan üç temel teknolojiden yararlanıyor:
 

1. Koordinasyon için Agentik Yapay Zekâ

Süperakışkan bir organizasyonda gelişmiş yapay zekâ ajanları yalnızca bireysel görevleri otomatikleştirmekle kalmaz; kurumlar arasında yer alan karmaşık ve çok adımlı süreçleri de koordine eder. Bu ajanlar, içinde bulundukları bağlamı anlayabilir, tanımlı parametreler çerçevesinde kararlar alabilir ve insan müdahalesine ihtiyaç duymadan değişen koşullara uyum sağlayabilir.
 

Gerçek dünya uygulamaları bu potansiyelin somut örneklerini sunuyor. Fortune 500 şirketlerinin %60’ı tarafından kullanılan CrewAI’nin kurumsal platformu, yapay zekâ ajanlarının karmaşık projelerde birlikte çalışmasına imkân tanıyor; bazı kullanım alanlarında ise tüm departmanların koordinasyon görevlerinin yerini alıyor. Ekipler, yaratıcı problem çözmeye %60 daha fazla zaman ayırdıklarını, durum güncellemeleri ve idari koordinasyon için harcadıkları zamanı ise %40 azalttıklarını bildiriyor.11 JPMorgan’ın otonom ödeme sistemleri de daha önce yoğun insan koordinasyonu gerektiren çok sayıda bankacılık fonksiyonunu eş zamanlı ve uyumlu bir şekilde yönetebiliyor.12
 

2. Yönetişim için akıllı sözleşmeler

Blok zinciri tabanlı akıllı sözleşmeler, insan yorumuna ve manuel uygulamaya ihtiyaç duyan geleneksel sözleşmelerin yerini alıyor. Önceden tanımlanan koşullar sağlandığında otomatik olarak devreye giren bu sözleşmeler, iş süreçlerinin tam tutarlılık ve yüksek şeffaflıkla, algoritmaların hızında yürütülmesini mümkün kılıyor. Kurumsal benimseme hızla artıyor; 10.000’den fazla çalışanı olan büyük şirketler toplam akıllı sözleşme kullanımının %60’ını oluştururken, küresel şirketlerin %90’ı blok zinciri teknolojisini uygulamaya başlamış durumda.13

 

Power Ledger’ın blok zinciri platformu, enerji sektöründeki bu potansiyelin güçlü bir örneğini sunuyor. Sistem; alıcı ve satıcıları otomatik olarak eşleştiren, ödemeleri yöneten ve yenilenebilir enerji akışını optimize eden akıllı sözleşmeler aracılığıyla eşler arası enerji ticaretini mümkün kılıyor. Platform katılımcıları enerji maliyetlerinde %15–25 tasarruf sağlarken, yenilenebilir enerji kullanımını %40 oranında artırıyor. Bu sonuçlar, geleneksel kamu hizmeti koordinasyon sistemleriyle elde edilmesi neredeyse imkânsız bir etki düzeyine işaret ediyor.14

3. Görünürlük için dijital ikizler

Dijital ikizler (bir şirketin fiziksel varlıklarının, süreçlerinin veya sistemlerinin dinamik ve sanal kopyaları) otonom operasyonlarda benzersiz bir şeffaflık ve kontrol düzeyi sunuyor. Yapay zekâ ajanlarının finans fonksiyonlarının büyük bölümünü yürüttüğü ortamlarda dijital ikizler, bu süreçlerin gerçek zamanlı ve denetlenebilir modellerini oluşturarak tamamen otonom operasyonlarda bile insan gözetiminin sürdürülmesini mümkün kılıyor. Dijital ikizlerin gelişmiş uygulamaları, geleneksel izleme sistemlerinde görülen %60–70 seviyelerine kıyasla %90–95 oranında tahmin doğruluğuna ulaşıyor.15

 

Otonom koordinasyonu gerçekleştirirken kurumsal verilerin değerini güvenli ve uyumlu bir şekilde açabilen kuruluşlar, süperakışkanlığa ilk ulaşanlar olacak. Bu dönüşümün kazananları sadece en gelişmiş yapay zekâya sahip olanlar değil; yapay zekâyı, akıllı sözleşmeleri ve insan yaratıcılığını, geleneksel hiyerarşilerin tepki verebileceğinden çok daha hızlı uyum sağlayan kesintisiz ağlar halinde bir araya getirebilen kuruluşlar olacak.
 

İnsan katsayısı: hibrit insan- yapay zeka ortaklıkları kurmak

En etkili süperakışkanlık dönüşümleri, insanları tamamen devre dışı bırakmayı değil; otomasyonun tek başına başaramayacağı alanlarda insan yeteneklerini güçlendiren iş birliği modelleri geliştirmeyi amaçlar. Araştırmalar, hibrit insan–yapay zekâ yaklaşımlarının hem yalnız başına çalışan insanlardan hem de tek başına işleyen yapay zekâ sistemlerinden daha yüksek performans gösterdiğini tutarlı biçimde ortaya koyuyor.

İnsan, yapay zeka ve anlatı kombinasyonu, tek başına insana kıyasla yaratıcılıkta 265% artış sağlarken, yapay zeka tek başına insan performansının sadece 120% 'sine ulaşıyor.

Global Entrepreneurship Alliance CEO’su ve The Generative Organization kitabının yazarı Bryan Cassady’nin araştırması, dikkat çekici bir bulguyu ortaya koyuyor: İnsan, yapay zekâ ve anlatının birleşimi yani verilerden anlam ve bağlam üretme, stratejik yön oluşturma ve yapay zekâ tarafından üretilen içgörüleri etkileyici hikâyelere dönüştürme becerisi, tek başına çalışan insanlara kıyasla yaratıcılığı %265 artırırken, yalnızca yapay zekâ kullanıldığında performans artışı %120 seviyesinde kalıyor.16 Bu sonuç, yapay zekânın değerinin insan emeğinin yerini almakla sınırlı olduğuna dair yaygın görüşe meydan okuyor; asıl faydanın, ne insanların ne de yapay zekânın tek başına ulaşamayacağı tamamlayıcı yeteneklerden doğduğunu gösteriyor.

Süperakışkan organizasyonlarda üç insan becerisi giderek daha kritik hâle geliyor:

  • Bağlam mühendisliği: Yapay zekâ, belirlenen sınırlar içerisinde bilgi işlemekte son derece etkili olsa da, insanlar çok paydaşlı ve karmaşık ekosistemlerde sorunları çerçevelemek, sınırları tanımlamak ve başarı kriterlerini belirlemek açısından vazgeçilmez olmaya devam ediyor. Bağlam mühendisliği, stratejik hedefleri yapay zekâ ajanlarının kurumsal değerler ve paydaş beklentileriyle uyumlu biçimde hayata geçirebileceği çerçevelere dönüştürmeyi içeriyor.
  • Stratejik düşünme: İnsanların her zaman sorduğu oldukça faydalı bir soru var: “Doğru problemleri mi çözüyoruz?”. Yapay zekâ sistemleri belirlenmiş parametreler içinde sürekli optimizasyon yaparken, insanların değeri geri çekilip bütün resmi değerlendirmek, sistem performansını gözden geçirmek ve otomatik süreçleri daha yüksek değerli hedeflere yönlendirmek gibi alanlarda ortaya çıkıyor. Bu, farklı alanlardaki kalıpları tanımayı ve yanlış hedeflere optimize eden sistemleri gerektiğinde yeniden yönlendirebilmeyi gerektiriyor.
  • Hikâye odaklı inovasyon: İnsanların hikâye anlatma becerileri, yapay zekâ analizleriyle birleştiğinde güçlü bir inovasyon katalizörüne dönüşüyor. Hikâyeler tek başına insan yaratıcılığını %45 artırırken, yapay zekâdan elde edilen içgörülerle birleştirildiğinde saf veri analizinin sağlayamayacağı çığır açan yeniliklerin kapısını açıyor.17 Burada kritik olan, insanların yapay zekâ tarafından üretilen verileri alıp, ekipleri harekete geçiren, finansman sağlayan ve stratejik dönüşümü yönlendiren etkileyici iş senaryolarına dönüştürebilmesi. Yapay zekâ içgörülerini yorumlayıp bunları etkili anlatılara çevirebilen kişiler, insan–AI iş birliğinde mükemmeliyet sağlayan yeni nesil profesyoneller yani "mega-uzmanlar" olarak anılıyor. Buna karşılık, işletmelerin %55’i yapay zekâ ile ilgili çalışan fazlalıklarına yönelik yanlış kararlar aldığını kabul ediyor; bu da AI dönüşümünde stratejik insan rollerinin önemini daha da belirginleştiriyor.18

İş fütüristi Dr. Terri Horton, başarılı insan–AI iş birliğinin, hem insanların hem de yapay zekâ sistemlerinin belirlenmiş iş hedeflerine katkı sağladığı; ancak yapay zekâya insan benzeri ortaklar değil, gelişmiş araçlar olarak yaklaşılması gereken bir model olduğunu vurguluyor.

Bu geçişi başarıyla yöneten kuruluşlar, amacın yalnızca verimliliği artırmak değil; iş birliği yoluyla insan kapasitesini güçlendirmek olduğunu biliyor. Yapay zekâ yatırımlarından en yüksek getiriyi elde eden şirketler, koordinasyon, analiz ve yürütme gibi makinelerin daha etkili olduğu görevleri yapay zekâya devredip; çalışanlarında insana özel becerileri öne çıkaracak şekilde işi yeniden tasarlayanlar oluyor.

Şeffaf bir dünyada rekabet avantajını yeniden tanımlamak

Süperakışkan işletmeler yapay zekâ yeteneklerine benzeri görülmemiş bir şeffaflık ve geniş erişim sunduğunda, kuruluşlar sürdürülebilir rekabet avantajını nasıl koruyabilir? Bunun yanıtı, bilgiyi kontrol etmekte ya da engeller yaratmakta değil; üç yeni farklılaşma alanında ustalaşmakta yatıyor:

  • Adaptasyon hızı: Tüm şirketler benzer teknolojilere erişse de, rekabet avantajı bunları en hızlı şekilde yeniden yapılandırabilen kurumlara geçiyor. Yapay zekâ ajanlarını, akıllı sözleşmeleri ve insan yaratıcılığını hızla bir araya getirebilen kuruluşlar, pazardaki değişimlere aylar yerine saatler içinde yanıt verebiliyor. Bu da zaman içinde büyüyen, kendini güçlendiren bir hız avantajı yaratıyor.
  • Ağ orkestrasyonu: Başarı, yalnızca iç kaynakları yönetmekten değil, geniş ekosistemleri koordine edebilmekten geçiyor. Değer zincirlerinde merkezi bir düğüm hâline gelen; üstün koordinasyon yeteneği sayesinde en iyi ortakları, tedarikçileri ve yetenekleri kendine çeken şirketler, teknolojik olarak taklit edilse bile zor kopyalanan güçlü konumlar elde ediyor.
  • Amaç odaklı inovasyon: Yapay zekâ sayesinde operasyonel mükemmelliğin standartlaştığı bir dünyada rekabet avantajı insan merkezli değer yaratımına kayıyor. Esnek teknolojik yetenekleri, ilham veren misyonlarla, güçlü etik ilkelerle ve yaratıcılığa dayalı inovasyon süreçleriyle bütünleştiren kuruluşlar, yalnızca verimlilikle elde edilemeyecek sadakat ve farklılaşma yaratıyor.

Sonuç olarak, süperakışkan pazarlarda başarının belirleyici unsurunun teknoloji üstünlüğü değil; insan yaratıcılığını yapay zekâ koordinasyonuyla sürekli olarak harmanlayarak bağlı paydaş ağlarına benzersiz değer üretebilme kapasitesi olduğu görülüyor.

Dalgalı suyu tutan elin yakın çekimi
3

Bölüm 3

Sektör liderleri için temel eylemler

Liderler, kuruluşlarını süper akışkan kurumsal operasyonlara geçişe hazırlamak için teknoloji temelleri oluşturmalı, yönetişimi geliştirmeli ve yetenekleri geliştirmelidir.

Süperakışkan operasyonlara geçiş bir yolculuk ve bugün hâlâ ağırlıklı olarak Ufuk 1’deyiz. Ufuk 3’e ulaşmak için; eski sistemlerin birbirine bağlanmasının zorluklarından veri kalitesinin sağlanmasına, birlikte çalışabilirlik ihtiyaçlarından otonom iş operasyonları, akıllı sözleşmelerin uygulanabilirliği, yapay zekâ kararlarında sorumluluk ve değişen vergi düzenlemeleri gibi düzenleyici belirsizliklere kadar pek çok konunun ele alınması gerekiyor.

Yine de iş dünyası liderlerinin, süperakışkanlığa geçişin temelini oluşturmak için bugün atabileceği pek çok adım var. Aşağıda, liderlerin Ufuk 1 kapsamında hayata geçirebileceği ve aynı zamanda Ufuk 2 ile Ufuk 3’e geçiş için sağlam bir temel oluşturabilecek beş kısa vadeli adım yer alıyor.
 

1. Teknoloji temelini atın

Yapay zekâya hazır olmak ve ekosistem uyumluluğunu sağlamak için mevcut teknoloji altyapınızı kapsamlı bir şekilde değerlendirin. Veri silolarını ortadan kaldıran, mevcut sistemleri birbirine bağlayan ve yapay zekâ araçlarının güvenilir şekilde çalışabileceği sağlam bir platform oluşturan teknolojilere yatırım yapın. Bu temel, yapay zekâ sistemlerinin ihtiyaç duyduğu bilgilere doğru zamanda erişmesini ve karmaşık ya da öngörülemeyen iş koşullarında bile etkili bir şekilde birlikte çalışmasını mümkün kılacak.
 

Süperakışkan dönüşüm kümülatif bir süreç. Yetenek geliştirmeye bugünden başlayan kuruluşlar, zaman içinde rakiplerin kolayca kopyalayamayacağı avantajlar elde ediyor. Kurumsal verilerin değerini güvenli ve uyumlu biçimde açabilen şirketler süperakışkanlığa en önce ulaşan şirketler olacak. Veri kalitesi, entegrasyon kabiliyetleri ve yapay zekâya özgü mimarilere yapılan erken yatırımlar birleşerek kalıcı rekabet üstünlüğü sağlayan kurumsal yeteneklere dönüşecek.


“Mükemmel” yapay zekâ çözümlerini bekleyen kuruluşlar, mevcut teknolojileri benimseyip sürekli iyileştirme yaklaşımını uygulayan ekosistem ortaklarından giderek daha fazla kopacak. Bu dönüşümde mükemmellikten önce ilerleme hedeflenmeli. Hataları olsa da gelişme potansiyeli taşıyan sistemlerle harekete geçen şirketler, geç girenlerin hızla edinemeyeceği uzmanlığı, iş ortaklıklarını ve teknolojik altyapıyı inşa edecekler.
 

2. Süper akışkanın benimsenmesiyle birlikte gelişen bir yönetişimin oluşturulması

Teknoloji liderlerinin dörtte üçü (%75), otonom sistemler kurarken en büyük endişelerinin yönetişim olduğunu belirtiyor; ancak kuruluşların yalnızca %18’i kapsamlı yapay zekâ yönetişim konseylerine sahip.19 Bu yönetişim açığı, sistemler daha özerk hâle geldikçe hesap verebilirlik, uyumluluk ve etik karar alma süreçleri açısından ciddi riskler oluşturuyor. Buna karşılık, kapsamlı yapay zekâ yönetişim çerçevelerine sahip kuruluşlar dönüşüm programlarında çok daha yüksek başarı oranları bildiriyor. En az bir iş fonksiyonunda yapay zekâ kullanan şirketlerin %78’i yapıda yaklaşımlarından olumlu sonuç alırken, kontrolsüz ve hızlı dağıtıma yönelenlerin performansı daha zayıf kalıyor.20
 

Kuruluşların bu riskleri azaltmak için, insanın stratejik gözetimini yapay zekâ destekli operasyonel kararlarla birleştiren hibrit yönetişim modelleri geliştirmesi gerekiyor. Bu modellerde insanlar hedefleri belirler, etik sınırları tanımlar ve sonuçları izler; yapay zekâ ise bu parametreler içinde rutin kararları otonom şekilde yönetir. Uygulamaya geçerken kritik olmayan iş alanlarında pilot projelerle başlamak, net başarı ölçütleri tanımlamak ve etkili yöntemleri kurum genelinde ölçeklendirecek yönetişim çerçeveleri oluşturmak önerilir. Sistemler güvenilirliğini gösterdikçe ve paydaş güveni arttıkça, kuruluşlar stratejik kararlar üzerindeki insan sorumluluğunu koruyarak otonom karar kapsamını kademeli olarak genişletebilir.
 

Bu yaklaşım aynı zamanda geleneksel onay süreçlerinin, risk yönetimi modellerinin ve kalite güvence mekanizmalarının yeniden tasarlanmasını gerektiriyor. Süperakışkan yönetişim yaklaşımı, süreç adımlarını kontrol etmekten çok, doğru parametreleri belirlemeye ve sonuçları takip etmeye odaklanıyor. Liderlerin, operasyonel kararları bağımsız olarak verebilen sistemlerle çalışmaya alışması gerekiyor. Temel dönüşüm, “her kararı onaylayan” bir liderlik modelinden, “alınan kararların değerlerimiz ve hedeflerimizle uyumlu olmasını sağlayan” bir yönetişim modeline geçişte kendini gösteriyor.

3. Temel işgücü becerilerini geliştirmek ve kültürel değişimi başlatmak

CIO’ların %58’i bulut bilişim yetkinliklerinin yetersiz olduğunu bildirirken, kurumların %40’ı beceri eksikliklerini dönüşümün önündeki en büyük engeller arasında gösteriyor.21 Gelişmiş operasyonlara geçiş ise teknik uzmanlıkla iş stratejisini ve etik muhakemeyi birleştiren, bugün piyasada sınırlı bulunan yeni bir beceri seti gerektiriyor.
 

İşgücünüzde bağlam mühendisliği, stratejik düşünme ve hikâye odaklı inovasyon gibi temel insan becerilerini sistematik olarak geliştirmeye yatırım yapın. Başarıyı yalnızca çalışılan saatler veya tamamlanan görevler gibi geleneksel verimlilik göstergeleriyle değil; gelir artışı, müşteri kazanımı ve rekabet avantajı gibi iş sonuçları üzerinden ölçün. Eğitim programlarını, klasik beceri dönüşümü veya sadece teknik eğitim yerine, insan–AI iş birliğini güçlendiren modellere odaklayın.
 

Süperakışkan bir işletmeye dönüşüm, yalnızca teknik yetenekleri değil aynı zamanda kültürel dönüşümü de gerektiriyor. Çalışanların, yapay zekâ ajanlarıyla yalnızca birer araç olarak değil, iş birliği kurabilecekleri operasyonel ortaklar olarak çalışmayı öğrenmesi gerekiyor. Rutin kararları güvenle devreden ve daha yüksek değerli yaratıcı ve stratejik işlere odaklanan ekipler bu ortamda en hızlı ilerlemeyi sağlayacak.
 

Bu kültürel dönüşümdeki en büyük zorluk, teknolojinin kendisi değil; liderliğin stratejik yönlendirmeyi elinde tutarken operasyonel kontrolü kademeli olarak bırakmaya istekli olmasıdır. Geleneksel yönetim anlayışı kritik kararların insan onayından geçmesini gerektirirken, otonom operasyonlar belirlenmiş sınırlar içinde karar alma yetkisini sistemlere devretmeyi zorunlu kılar.
 

4. Ekosistem stratejisi

Değer ağınızı sistematik biçimde haritalandırın ve akıllı sözleşme otomasyonu ile kurumlar arası koordinasyon fırsatlarını belirleyin. Basit ikili anlaşmalarla başlayın; kurumların yetkinlikleri geliştikçe daha karmaşık, çok paydaşlı düzenlemelere adım atın. Amacınız, kuruluşunuzu ekosistem ortakları için daha değerli hâle getiren etkiler yaratmak olmalı.
 

Başarılı ekosistem stratejileri, tescilli avantajları korumaktan çok tüm paydaşlar için sürtünmeyi ortadan kaldırmaya öncelik veriyor. Geçiş maliyetlerini artırmak yerine azaltmak ilk bakışta ters etki yaratacak gibi görünse de, açık kaynaklı yazılım modellerinin gösterdiği üzere pazarda benimsenmeyi hızlandırmada son derece etkili olabilir. Bu yaklaşım, güçlü ağ etkileri ve iş birliğine dayalı değer yaratımı sayesinde daha sağlam ve sürdürülebilir rekabet pozisyonları oluşturuyor.

 

5. Organizasyonel Yapı ve Yetenek Yönetiminde Dönüşüm

Süperakışkanlığa geçiş, kurumsal tasarımda köklü değişiklikleri beraberinde getiriyor. Katı komuta zincirlerine dayalı geleneksel hiyerarşik yapılar, yerini birbirine bağlı yapay zekâ ajanlarıyla iş birliği yapan daha yatay yönetim ağlarına bırakacak. Bu dönüşüm, yetenek yönetimini üç temel alanda yeniden şekillendiriyor:

  1. Liderlik Gelişimi
    Yöneticileri, geleneksel raporlama yapılarını kontrol etmekten ziyade yapay zekâ ajan ağlarını koordine etmeye hazırlayın. Liderlerin; stratejik gözetimi sürdürürken, merkezi olmayan karar alma yapılarıyla çalışmaktan rahatlık duyması gerekir.
  2. Rol Yeniden Tasarımı
    Rolleri yalnızca insan odaklı görevler üzerinden tanımlamak yerine, insan–AI iş birliği temelinde yeniden kurgulayın. Yaratıcılık, etik muhakeme ve stratejik düşünme gibi insana özgü becerileri öne çıkaran roller geliştirirken; koordinasyon ve operasyonel yürütme süreçlerini yapay zekâ ajanlarına bırakın.
  3. Performans Yönetimi
    Bireysel verimlilik göstergelerinden ekosistem etkisini ölçen performans kriterlerine geçiş yapın. Çalışanları yalnızca tamamlanan görevler üzerinden değil; yapay zekâ yeteneklerini geliştirme, fonksiyonlar arası inovasyonu teşvik etme ve ağ etkilerine katkıda bulunma kabiliyetlerine göre değerlendirin.
     

Yazarlar hakkında


Özet

Süperakışkan işletmelere geçiş, kuruluşların değer yaratma biçiminde köklü bir değişimi temsil ediyor. Yapay zekâ, blok zinciri ve ekosistem teknolojileri olgunlaştıkça, şirketler operasyonel sürtünmeyi azaltıp ağ tabanlı avantajlar oluşturarak liderlik etmek ile daha çevik rakipler tarafından geride bırakılmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalacak. Bu yolculukta başarı, yalnızca teknoloji yatırımlarına değil; yönetişim modellerinin, kurum kültürünün ve stratejik düşünme biçimlerinin dönüşümüne bağlı. Henüz Ufuk 1’de olsak da liderlerin bu değişime hazırlanmak ve dönüşümü hızlandırmak için bugün atabileceği pek çok adım var. Bu dönüşümde öne çıkanlar, süreci yalnızca mevcut işleri otomatikleştirmek için değil, insan yaratıcılığını ve stratejik düşünmeyi güçlendirmek için bir fırsat olarak gören kuruluşlar olacak.

İlgili makaleler

Gelişmekte olan teknolojiler insan-makine iş birliğini nasıl mümkün kılıyor?

Teknolojinin iş ve liderliği nasıl değiştirdiğini keşfedin. Gelişen insan-makine ekosisteminde başarılı olmak için harekete geçin.

Ya zorluk aslında bir fırsat ise?

İşinizi dönüştürün ve doğrusal olmayan, hızlanan, değişken ve birbiriyle bağlantılı NAVI dünyasında başarılı olun. Daha fazlasını keşfedin

    Bu makale hakkında