Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji ekiplerinin konusu değil; şirketlerin tamamını ilgilendiren stratejik bir alan haline geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu’nun 30 Mart 2026’da yayımladığı rapor, bu dönüşümü açıkça ortaya koyuyor. Ayrıca yapay zekânın verimliliğin yanı sıra, aynı zamanda hukuki sorumluluk ve yönetişim açısından kritik bir alan olduğunu vurguluyor.
Bu yeni yaklaşımın en önemli çıktılarından biri, yapay zekânın tek tip bir teknoloji olarak değerlendirilmemesi gerektiği. Kullanım alanına ve oluşturduğu etkiye bağlı olarak farklı düzeylerde riskler söz konusu olabilir. Örneğin, bir pazarlama metni oluşturan sistem ile işe alım veya kredi değerlendirmesi yapan ya da sağlık alanında çıktı üreten sistem aynı kategoride ele alınamaz. Bu durum şirketler açısından yeni bir bakış açısını zorunlu kılıyor: Artık esas soru “Yapay zekâ kullanıyor muyuz?” değil; “Hangi alanlarda, ne tür risklerle kullanıyoruz?” olacaktır.
Bu çerçevenin merkezinde ise veri yer alıyor. Yapay zekâ sistemlerinin hangi verilerle eğitildiği, bu verilerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği ve ne ölçüde doğru olduğu, teknik bir meseleden öte doğrudan bir uyum konusu haline geldi. Çalışan bilgileri, müşteri kayıtları gibi kişisel veri ve ticari bilgiler ile üçüncü taraf veri kaynakları da bu kapsamda değerlendirilmeli. Şirketler için temel gereklilik, veri akışlarını görünür kılmak ve her bir veri kullanımına ilişkin açık bir yönetişim yapısı kurmak.
Şeffaflık da bu yeni dönemin belirleyici unsurlarından biri. Özellikle bireyler üzerinde etkili sonuçlar oluşturan yapay zekâ uygulamalarında, karar süreçlerinin tamamen “kara kutu” olarak kalması kabul görmüyor. Kullanıcıların ve çalışanların, hangi süreçlerde yapay zekâ kullanıldığını ve insan müdahalesinin hangi aşamalarda devreye girdiğini anlayabilmesi gerekiyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca teknik olarak güçlü sistemlere değil, aynı zamanda açıklanabilir, izlenebilir ve denetlenebilir yapılar geliştirmesi önem taşıyor.
Raporda vurgulanan bir diğer husus, yapay zekânın yalnızca teknoloji ekiplerinin sorumluluğunda değerlendirilmemesi gerektiği. Hukuk, uyum, bilgi güvenliği, insan kaynakları, ürün yönetimi ve üst yönetim arasında koordinasyon gerektiren çok katmanlı bir yönetişim modeli ihtiyacı öne çıkıyor. Çünkü risk yalnızca teknik bir hata ile sınırlı değil; bu hatanın sözleşmelere, sorumluluk rejimine, itibar yönetimine ve düzenleyici ilişkilere nasıl yansıyacağı en az teknik sonuçlar kadar önemli. Geliştirici, sağlayıcı, entegratör ve kullanıcı rollerinin ayrıştığı yapılarda sorumluluğun kime ait olduğu sorusu daha önemli hale gelecek.
* Av. Tuğçe Gültekin'in Capital Dergisi için hazırladığı makaleden alınmıştır.