Çin'de ofis binası

OVP 2027-2029 Türkiye’nin dış ticaretinde neyi değiştirecek?

İlgili konular

OVP 2027-2029, Türkiye'nin dış ticaretteki rekabet gücünün ihracat hacminden çok yüksek katma değerli üretim, yeşil dönüşüm ve karbon maliyetlerinin yönetimine bağlı olacağını ortaya koyuyor. Yeni nesil korumacılık uygulamaları nedeniyle ihracatçıların karbon verilerini yönetmesi ve düşük karbonlu üretime yönelmesi stratejik bir gereklilik haline geliyor.


Kısaca
  • OVP, ihracat artışı öngörürken dış ticaret ve cari açık üzerinde kısa vadeli baskının süreceğine işaret ediyor.
  • Yeni nesil korumacılık; karbon düzenlemeleri, teşvikler, stratejik sanayi politikaları ve ticaret savunma araçları üzerinden şekilleniyor.
  • İhracatçıların rekabet gücü, karbon verisini yönetme ve yüksek teknolojili, düşük karbonlu ürünler geliştirme kapasitesine bağlı olacak.

2027-2029 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Program (OVP) geçtiğimiz hafta yayımlandı. OVP, önümüzdeki 3 yıla ilişkin makro politikaların belirlenmesi açısından önem taşıyor ve ilkeler, büyüme hedefleri ve bütçe tahminleri gibi konularda temel politika dokümanı olarak dikkate alınıyor. Bir anlamda OVP, önümüzdeki 3 yıllık dönem için bir niyet veya pozisyon belgesi olarak düşünülebilir.

OVP’de hem dünyadaki hem de ülkemizdeki makro ekonomik gelişmeleri özetleyen çok detaylı bir bölüm yer alıyor. Bir önceki OVP’de olduğu gibi bu OVP’de de dünyadaki son gelişmelerin akademik bir dille detaylı bir şekilde açıklandığı görülüyor. Genel görünüm açısından bu bölümlerin de dikkatlice takip edilmesi kritik bir konu olarak öne çıkıyor.

OVP (2027-2029) dış ticaret için neyi öngörüyor?

Dış ticaret açısından incelendiğinde, ihracat artışının devam edeceği ancak küresel koşulların geçmiş yıllara göre daha zorlu olacağı bir döneme işaret ediliyor. Programda ihracatın artması hedeflenirken, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel belirsizlikler nedeniyle dış ticaret açığının ve cari açığın kısa vadede baskı altında kalacağı da kabul ediliyor. 

Gösterge

2025

2026 (Tahmin)

2029 (Hedef)

Mal ihracatı (Milyar $)

273,2

282,0

316,0

Dış ticaret açığı (Milyar $)

95,2

105,0

Programda kademeli iyileşme öngörülüyor

Cari açık (Milyar $)

30,3

47,5

35,5

Cari açık / GSYH (Milyar $)

1,9

2,6

1,6

Kaynak: 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP), Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı

Tablo dikkatle incelendiğinde ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor: OVP, ihracatta istikrarlı bir artış öngörürken, 2026 yılında dış ticaret açığının ve cari açığın da büyüyeceğini kabul ediyor. Bu durum, Türkiye'nin temel sorununun ihracat miktarından ziyade ithalata bağımlı üretim yapısı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde dış ticaret performansını belirleyecek unsur yalnızca ihracat hacmi değil, ihracatın teknoloji ve katma değer düzeyi olacak.

Korumacılık tedbirleri etkin bir şekilde kullanılacak

Programın satır aralarında daha önemli bir mesaj bulunuyor. Dünya ticareti artık sadece fiyat ve kalite üzerinden şekillenmiyor. Jeopolitik riskler, tedarik zinciri güvenliği, stratejik sektörlerin korunması ve devlet destekleri ticaretin yeni belirleyicileri haline geliyor. OVP'nin "ekonomik güvenlik ve dayanıklılık" başlığı altında yaptığı vurgu da bu dönüşümün bir yansıması olma niteliği taşıyor.

Yerli üreticiler üzerinde haksız rekabet oluşturan dampingli ve sübvansiyonlu ithalata karşı, ticaret politikası savunma araçlarının uygulanma süreçlerinin hızlandırılacağı ve stratejik sektörlerde dış ticaret politikalarının rekabetçilik bakış açısıyla gözden geçirileceği anlaşılıyor.

Bir başka ifadeyle, klasik korumacılık gümrük vergileriyle uygulanırken, yeni dönemde korumacılık farklı araçlarla karşımıza çıkıyor. Karbon düzenlemeleri, yatırım teşvikleri, stratejik sanayi politikaları ve yerli üretimi destekleyen programlar artık ticaret politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Türkiye'nin dış ticaret stratejisi de bu yeni gerçekliğe uyum arayışı içerisinde görünüyor.

Yeşil dönüşüm ihracatçılar için neden stratejik?

OVP'nin yeşil dönüşüme verdiği önem, dış ticaret açısından en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Program, yeşil dönüşümü yalnızca çevresel bir hedef olarak değil, rekabet gücünün korunması için zorunlu bir unsur olarak ele alıyor.

Bu yaklaşım özellikle Avrupa Birliği (AB) ile ticaret yapan şirketler açısından büyük önem taşıyor. AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uygulaması ve karbon emisyonlarına ilişkin yeni kuralları, ihracatçıların maliyet yapısını doğrudan etkileyecek. Bu nedenle, karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyonların azaltılması ve üretim süreçlerinin dönüşümü artık yalnızca çevre departmanlarının değil, yönetim kurullarının da gündeminde yer alıyor.

Nitekim, Türkiye'nin Emisyon Ticaret Sistemi yönündeki adımlarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Karbon maliyetlerinin Türkiye'de yönetilmesi, bu maliyetlerin AB bütçesine aktarılmasından daha rasyonel bir seçenek olarak ortaya çıkıyor. OVP'nin yeşil dönüşüm, yüksek teknolojili üretim ve rekabetçilik arasında kurduğu ilişki de bu nedenle oldukça anlamlı.

Önümüzdeki dönemde de çelik, alüminyum, çimento, gübre ve enerji yoğun sektörlerde rekabet gücünü belirleyecek temel unsur, üretim maliyetlerinden çok karbon maliyetleri olacaktır.

Şirketler yeni döneme nasıl hazırlanmalı?

Öncelikle, dış ticaret politikalarının yalnızca ihracat rakamlarına odaklanması yeterli olmayacaktır. Rekabetçiliğin korunması için Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecinin hızlandırılması gerekiyor. Hizmet ticareti, dijital ticaret ve kamu alımları gibi alanlarda daha derin entegrasyon Türk şirketlerini güçlendirecektir.

Ek olarak, karbon düzenlemelerine uyum şirketler açısından bir mevzuat yükümlülüğü olarak değil, bir rekabet stratejisi olarak görülmeli. Karbon verisini yönetebilen, emisyonlarını ölçebilen ve azaltabilen firmalar yeni dönemin kazananları olacaktır.

Son olarak ise, ihracatta katma değerin artırılması artık bir tercih değil zorunluluk haline geliyor. OVP'nin de işaret ettiği üzere, Türkiye'nin uzun vadeli başarısı daha fazla ihracat yapmaktan çok daha yüksek teknoloji içeren ve daha düşük karbon ayak izine sahip ürünler ihraç edebilmesine bağlı.

Bu yönüyle bakıldığında OVP'nin dış ticarete verdiği en önemli mesaj şu: Yeni dönemde ihracatçının karşısındaki en büyük risk gümrük vergileri değil, rekabetçiliği aşındıran karbon maliyetleri ve yeni nesil korumacılık uygulamaları olacaktır. Bu nedenle, dış ticaret politikalarının da şirket stratejilerinin de yeşil dönüşüm ekseninde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS - FAQ)

*Sercan Bahadır'ın Ekonomi Dergisi için hazırladığı yazıdan alınmıştır.

Makaledeki bilgi ve açıklamalardan dolayı EY ve/veya Kuzey YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.’ye sorumluluk iddiasında bulunulamaz. Mevzuatın sık değiştirilen ve farklı anlayışlarla yorumlanabilen yapısı nedeniyle, herhangi bir konuda uygulama yapılmadan önce konunun uzmanlarından profesyonel yardım alınmasını tavsiye ederiz.


Özet

OVP 2027-2029 dış ticaret görünümü, Türkiye ihracat hedeflerinde artış öngörürken yeni nesil korumacılık, ithalata bağımlılık ve ihracatta karbon maliyeti gibi riskleri öne çıkarıyor. Yeşil dönüşüm ve ihracat arasındaki bağ güçlenirken şirketlerin karbon verisini yönetmesi, yüksek katma değerli üretime yönelmesi ve AB düzenlemelerine hazırlanması dış ticarette rekabetçilik açısından kritik önem taşıyor.

İlgili makaleler

AB’nin Made in EU yaklaşımı Türkiye için ne anlama geliyor?

Made in EU politikası Türkiye’yi nasıl etkiliyor? Gümrük Birliği, ihracat ve yatırımlar üzerindeki etkileri keşfedin.

İklim Kanunu'nun iş hayatına etkileri

Türkiye'nin ilk İklim Kanunu, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli adımlar atıyor. Detaylı bilgi için yazımızı okuyun.

İklim Kanunu: Çevre sorunlarına çözüm ve yeni düzenlemeler

İklim Kanunu, Türkiye'de çevre sorunlarına çözüm için ETS ve SKDM düzenlemelerini içeriyor. Kanun, karbon ayak izini azaltmayı hedeflerken, AB'nin CBAM muafiyetleri ithalatçıları kapsam dışına çıkarıyor.



Bize ulaşın
Daha fazla bilgi için bizimle iletişime geçin.