Silhouette of a person using a laptop in a neon‑lit data center corridor

EY ORTA AVRUPA RAPORU

Yapay zekâ ve enerji: iki yönlü bağımlılık

Yapay zekâ, büyüme ve enerji verimliliğini artırırken, ölçeklenmesi ise gelişmiş veri, nitelikli yetkinlikler ve güçlü enerji altyapısı gerektirir.


Kısaca:

  • Yapay zekâ, enerji sektöründe dönüşümü tetikliyor, verimlilik ve üretkenlik artışı sağlıyor ve daha akıllı şebeke yönetimi ve inovasyonunu mümkün kılıyor.
  • Gelişimi büyük ölçüde enerjiye dayanan yapay zekâ modellerinin eğitimi ve kullanımı, veri merkezlerinde yoğunlaşan ve yüksek enerji tüketimi gerektiren önemli bir hesaplama kapasitesi ihtiyacı doğuruyor. 
  • Yapay zekânın tam potansiyelini ortaya çıkarmak ve büyüme sağlamak için gerekli enerjiyi güvence altına almak adına teknoloji, enerji ve politika alanlarında entegre şekilde ilerlemek gerekiyor.

Yapay zekâ (AI), akademik bir araştırma alanı olmanın ötesine geçerek hızla büyüyen bir sektöre dönüşmüş; şirket stratejilerini, ekonomik politikaları ve jeopolitiği şekillendiren önemli bir güç konumuna geldi. Veri merkezi (DC) yatırımlarındaki artış ve yapay zekâya yönelik harcamalar, özellikle ABD’de iş yatırımları ve GSYH büyümesinin önemli bir itici gücü haline geldi.[1]

Aynı zamanda yapay zekâ, enerji sektöründe de dönüşüm sağlayarak bu sektörde, üretkenlik ve verimlilik artışı ile daha akıllı şebeke yönetimini ve temiz teknoloji inovasyonunu mümkün kılıyor. Bununla birlikte emisyonların azaltılmasına katkıda bulunuyor. İş gücünün yerini almak yerine, yapay zekâ insanların yetkinliklerini ölçeklendirerek karar alma biçimlerini dönüştürüyor.

Ancak bu başarıların kurum genelinde ölçeklendirilmesi hâlâ zorlu bir süreç. Parçalı veri erişimi, sınırlı dijital altyapı, iş gücü becerilerindeki eksiklikler ve kalıcı güvenlik endişeleri bu sürecin önündeki başlıca zorluklar. Bunun sonucu olarak, sistem genelinde entegre bir yapay zekâ kullanımından ziyade yerel optimizasyonlardan oluşan parçalı bir yapı kullanımı ortaya çıkıyor.  Enerji sektörü, entegre platformların operasyonların temelini oluşturduğu finans gibi sektörlerin gerisinde kalabiliyor. Nitekim, bugün bankaların onda dokuzu dolandırıcılık tespiti için yapay zekâ kullanılıyor.[2]

Öte yandan, yapay zekânın gelişimi ve büyümesi elektrik enerjisine bağlı olarak ilerliyor Yapay zekâ modellerinin eğitimi ve kullanımı, veri merkezlerinde yoğunlaşan büyük miktarda hesaplama gücü gerektiriyor. Bu merkezler yüksek enerji tüketiyor ve sanayi ölçeğinde elektrik kullanımı gerçekleştiriyor. Tipik bir yapay zekâ odaklı veri merkezi, yaklaşık 100.000 hanenin tükettiği kadar elektrik kullanıyor. Hâlihazırda inşa edilen en büyük veri merkezleri ise bunun 20 katına kadar enerji tüketmesi bekleniyor.[3] Günümüzde veri merkezleri, küresel elektrik tüketiminin %1,5’ini oluşturuyor ve yıllık %12 oranında büyüyor.[4]

Yapay zekânın enerji alanındaki potansiyelinden tam olarak fayda sağlamak ve yapay zekâ için gerekli enerjiyi sağlamak, teknoloji sağlayıcıları, enerji şirketleri ve politika yapıcılar arasında daha derin bir iş birliğini gerektiriyor. Bu, değer zincirlerinin uyumlu hale getirilmesini, dijitalleşmenin hızlandırılmasını ve sürdürülebilir bir enerji arzının desteklenmesini; aynı zamanda düzenleyici ve güvenlik zorluklarının yönetilmesini ifade ediyor.

EY Orta Avrupa Yapay Zekâ ve Enerji: İki Yönlü Bağımlılık raporunu indirin

Enerji sektöründe yapay zekâ: Verimlilik ve sürdürülebilirliği artırmak

Petrol ve gaz sektörleri çalışanları ile enerji ve kamu hizmetleri çalışanlarının yapay zekâyı günlük kullanım düzeyi, hem teknoloji ve bankacılık sektörlerine kıyasla hem de madencilik ve metaller sektörüne kıyasla daha düşük olsa da her iki sektör de yapay zekâ uygulamaları açısından geniş bir potansiyele sahip.

Sektöre göre çalışanların günlük yapay zekâ kullanımı

Employee AI daily use by industry
Kaynak: EY Work Reimagined 2025 Araştırması

Yapay zekâ tarafından sunulan değer, proje bazında önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Elde edilen sonuçlar; bölgesel regülasyon koşulları, veri erişilebilirliği ve kalitesi, bilgi teknolojileri ile operasyonel teknoloji sistemlerinin olgunluğu ve uyumluluğu, kullanılan donanım hızlandırıcıları veya çip türleri, mevcut operasyonların dijitalleşme seviyesi ile iş gücünün beceri düzeyi ve hazırlık durumu gibi birçok unsura bağlı.

 Yapay zekânın faydaları ve insan rolünün evrimi

Yapay zekâ için enerji sağlanması: Yapay zekânın görünmeyen maliyeti

Yapay zekânın yaygınlaşması, veri merkezlerinin hızla büyümesini tetikliyor. Bir zamanlar e-posta ve web siteleri için pasif depolama alanları olan bu merkezler, artık dijital çağın yüksek enerji tüketen “rafinerileri” haline geldi ve ham veriyi ekonomik değere dönüştürüyor.

Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekânın verimliliği önemli ölçüde artıracağı ve insanların çalışma ve değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendireceği beklentisiyle yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020 ile 2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin[17] toplam sermaye harcamalarının %280’den fazla arttığı tahmin ediliyor.[18] Bu yatırımların giderek artan bir kısmı, bulut bilişim, yapay zekâ, IoT ve edge uygulamalarını destekleyen kritik altyapı haline gelen yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor. Ayrıca, ileri düzey yapay zekâ modellerinin eğitimi için gerekli olan yüksek sermaye gerektiren bilgi işlem donanımları da bu yatırımların önemli bir parçasını oluşturuyor.

Büyük teknoloji şirketlerinin toplam sermaye harcamaları, milyar ABD doları

Kaynak: EY Orta Avrupa Enerji Merkezi’nin şirket raporlarına dayalı analizi. Not: Beş büyük teknoloji şirketinin toplam yatırım harcamaları.

Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025–2030 döneminde 7 trilyon ABD dolarına ulaşabileceği tahmin ediliyor[19], [20] ve bu durumun dünya genelinde 2.000’den fazla veri merkezinin kurulmasına yol açabileceği öngörülüyor; bu merkezlerin birçoğunun mevcut tesislere kıyasla daha yüksek kapasite ve yoğunlukta olması bekleniyor.[21]

2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12.000 veri merkezi bulunmakta olup, bunların yaklaşık %45’i ABD’de ve %27’si Avrupa’da yer alıyor.[22] Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesi 2020 ile 2025 yılları arasında yıllık ortalama %13 oranında artarak 60 GW’tan 114 GW’a yükseldi.[23] IEA’nın temel senaryosuna göre, bu büyümenin on yılın sonuna doğru hızlanarak yıllık ortalama %15’e ulaşması[24] ve toplam kapasitenin 2030’a kadar 226 GW seviyesine çıkması bekleniyor. Bu kapasitenin tamamı şu anda yalnızca yapay zekâ yüklerine ayrılmış olmasa da zamanla yapay zekânın payının önemli ölçüde artması öngörülüyor.

Küresel kurulu veri merkezi kapasitesi, GW

Kaynak: IEA.

Günümüzde veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor. Ancak bu oran bölge ve ülkelere göre önemli farklılıklar gösteriyor. En yüksek oran ABD’de görülürken, veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık %4,5’ini oluşturuyor.[25] Bunu yaklaşık %2,5 ile Birleşik Krallık ve %2,3 ile Avrupa Birliği izliyor.[26] AB içinde ise dağılım farklılık gösteriyor: İrlanda’da veri merkezleri ulusal elektrik talebinin yaklaşık %22’sini oluştururken,[27], [28] Hollanda, Almanya ve Fransa’da bu oran sırasıyla yaklaşık %5, %4 ve %2’dir.[29], [30], [31]

Veri merkezlerinin, 2025–2030 döneminde küresel elektrik talebi artışının yaklaşık %7’sini ve 2025–2035 döneminde ise yaklaşık %9’unu oluşturabileceği öngörülüyor.

Bununla birlikte, veri merkezlerinin gelecekteki elektrik talebine ilişkin tahminleri önemli belirsizlikler içeriyor. Bu sonuçlar; düşük karbonlu ve öngörülebilir enerjiye erişim, şebeke kapasitesi, yapay zekâ çiplerinin mevcudiyeti, donanım ve model verimliliğindeki gelişmeler, spekülatif proje duyuruları ve yapay zekâ pazarındaki değişimler gibi birçok birbirine bağlı faktöre bağlı olarak gelişiyor.

Ayrıca, süregelen jeopolitik gerilimler de önemli bir belirsizlik unsuru oluşturuyor. Bu durum, kritik bileşenlerin tedarik zincirlerini sekteye uğratabilir ve piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirebilir. Örneğin, Orta Doğu’daki son gerilimler, uzun süreli istikrarsızlığın bellek çipleri ve depolama cihazlarına yönelik arzı daha da kısıtlayabileceği endişesini artırmıştır.[32], [33]

Avrupa’da veri merkezi dengelenmesi: Enerji kısıtlamaları büyümeyi Orta Avrupa bölgesine yönlendiriyor

2025 yılı sonu itibarıyla Avrupa genelinde 3.000’den fazla veri merkezi bulunmasına rağmen, bunların kıta genelindeki dağılımı oldukça düzensiz bir görünüm sergiliyor. Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda ve İrlanda birlikte Avrupa’daki tesislerin yaklaşık %55’ini oluşturuyor.[34], [35]

Frankfurt, Londra, Amsterdam, Paris ve Dublin’den oluşan FLAP D pazarları uzun süredir Avrupa’nın veri merkezi ekosistemine hâkim konumda ve bölgenin ana merkezleri olarak öne çıkıyorlar. Bu bölgelerin toplam kurulu kapasitesi 2020’de yaklaşık 2 GW iken 2025 başında yaklaşık 4,6 GW’a ulaşmış ve Avrupa’daki toplam veri merkezi kapasitesinin %60’ından fazlasını temsil etmiştir.[36], [37], [38]

Avrupa’da veri merkezi dağılımı

Kaynak: EY Avrupa Orta Enerji Merkezi’nin CloudScene ve Cargoson verilerine dayalı analizi.

Avrupa’nın veri merkezi yapısı hem kapasitede önemli bir artış hem de coğrafi bir kayma ile dönüşüm sürecine giriyor. Klasik merkezlerde arazi ve enerji kısıtlarının artmasıyla operatörler ve yatırımcılar, daha fazla şebeke kapasitesi, uygun arazi ve düşük işletme maliyetleri sunan yeni lokasyonlara yöneliyorlar. Bu eğilim özellikle makine öğrenimi iş yüklerini destekleyen veri merkezleri için belirgindir.

Geleneksel merkezler dışındaki ülkelerin yeni yatırımlardan daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi bu sürecin en önemli kazananlarından biri olarak öne çıkmaktadır.[39]

2025 yılı sonu itibarıyla Orta Avrupa bölgesi, Avrupa’daki veri merkezlerinin yaklaşık %24’üne ev sahipliği yapıyor. Bölgedeki kapasitenin büyük bölümü Polonya, İskandinav ülkeleri, Türkiye, Çekya ve Romanya’da yoğunlaşmış olup, bu ülkeler toplam tesislerin yaklaşık %63’ünü oluşturuyor.[40]

Orta Avrupa’da veri merkezi dağılımı (2025 sonu)

Kaynak: EY Orta Avrupa Enerji Merkezi’nin analizi.

Bölgenin enerji karışımının yaklaşık %65’i yenilenebilir, nükleer ve hidroelektrik gibi düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor.[41] Bu durum, enerji yoğun veri merkezlerinin büyümesi açısından önemli bir avantaj sunuyor.

Orta Avrupa’daki ülkelerin her biri veri merkezi yatırımları açısından farklı avantajlar sunuyor. Bazıları daha temiz enerji sunarken, bazıları daha düşük maliyetler, uygun iklim koşulları veya geniş arazi imkânları ile öne çıkıyor. Bu faktörler bölgeyi yeni veri merkezi ve yapay zekâ altyapı yatırımları için giderek daha cazip hale getiriyor.

Orta Avrupa bölgesi veri merkezi (DC) lokasyonlarının rekabet analizi

Kaynak: EY Orta Avrupa Enerji Merkezi’nin analizi.

Orta Avrupa bölgesinde veri merkezlerinin coğrafi olarak giderek daha fazla dağılması göz önünde bulundurulduğunda, veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payı 2035 yılına kadar %2 ile %14 arasında artabilir; en yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde olması bekleniyor. Norveç’te veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık %9’unu oluşturabilir. Danimarka’da bu oranın yaklaşık %13’e yükselmesi, İsveç’te ise aynı dönemde %8’in üzerine çıkması öngörülüyor.[42]

Ortak bir gelecek: Yapay zekâ ve enerji sinerjisini açığa çıkarmak için koordineli adımlar

Bu rapordaki analizler açık bir sonuca işaret etmektedir: Yapay zekâ ve enerji artık ayrı gündemler olarak ele alınamayacak kavramlardır.

 

Yapay zekâ, enerji sistemlerinin verimliliğini, güvenilirliğini ve düşük karbon entegrasyonunu artıran temel bir yetkinlik haline gelirken, aynı zamanda elektrik talebi ve altyapı yatırımları açısından önemli bir talep unsuru haline geliyor. Veri merkezlerinden şebeke yoğunluğuna kadar pek çok alanda yapay zekâ büyümesi enerji sistemlerini doğrudan etkiliyor.

 

Öte yandan, yapay zekânın ölçeklenmesini sınırlayan en önemli unsurlar da enerjiye erişim, şebeke kapasitesi ve regülatif çerçeveler oluyor.

 

Bu karşılıklı bağımlılık, deneysel aşamadan sistem düzeyinde koordinasyona geçişi işaret ediyor. Artık sınırlayıcı faktör teknoloji değil; teşviklerin, altyapının ve yönetişimin uyumudur. Bu nedenle yapay zekâ ve enerji arasındaki sinerjiyi açığa çıkarmak için üç temel alanda koordinasyon gereklidir:

  • Dijital ve enerji altyapısının planlamasını uyumlu hale getirmek
  • Hem yapay zekâya hazır hem de enerji farkındalığı yüksek sistemler tasarlamak
  • Regülatif çerçeveleri ve yatırım çerçevelerini modernize etmek

 

Regülasyonlar ve piyasa tasarımı, yapay zekânın enerji dönüşümünü hızlandırıp hızlandırmayacağını belirleyecek kritik bir rol oynayacaktır. Şebeke bağlantı süreçleri, izin süreleri, enerji tedarik kuralları ve kritik altyapılarda yapay zekâ kullanımına ilişkin standartlar yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor.

 

Bu kapsamda daha hızlı şebeke yatırımları, büyük enerji tüketicileri için net düzenlemeler ve düşük karbonlu enerji çözümlerini destekleyen mekanizmalar kritik öneme sahip. Aynı zamanda, dijital ve enerji altyapısı arasındaki sınırların bulanıklaştığı yeni yatırım modelleri de ortaya çıkıyor.

 

Sonuç olarak, yapay zekâ ve enerjinin geleceği ayrılmaz bir bütündür. Enerji ve teknoloji şirketleri ile düzenleyicileri kapsayan koordineli bir yaklaşım hayati önem taşımaktadır.

 

Bu dönüşüm sürecinde erken hareket eden, altyapı planlamasını uyumlu hale getiren ve yönetişimi modernize eden kurumlar, yapay zekânın sağladığı verimlilik artışlarından yararlanırken uygun maliyetli, güvenilir ve düşük karbonlu enerji sistemlerini destekleme konusunda avantaj elde edecek.

 

Ayrıca, yapay zekâ ve enerji sistemleri arasındaki karşılıklı bağımlılık arttıkça insan faktörü daha da kritik hale geliyor. Yapay zekâ destekli insan–makine iş birliği modeli, daha karmaşık sistemlerde karar alma, yaratıcılık ve operasyonel deneyimin ölçeklendirilmesini sağlar. Yapay zekâ rutin işleri otomatikleştirirken, insanlar karar verme, güvenliği sağlama ve inovasyonu yönlendirme açısından merkezi rolünü korur.

 

Bu dönüşüm, “daha az insanla daha çok iş yapmak” değil, “aynı insanlarla daha fazlasını başarmak” yaklaşımını temsil eder.


Özet

Bu rapor, EY Orta Avrupa Enerji Merkezi’nin araştırmaları ve EY’ın yapay zekâ ile enerji sektöründeki kapsamlı deneyimine dayanarak, liderlere bu ikili dönüşüm sürecinde rehberlik edecek uygulanabilir içgörüler sunuyor. Analizimiz, kurumların yapay zekâ destekli verimliliği nasıl artırabileceğini, dijital büyüme için gerekli enerjiyi nasıl güvence altına alabileceğini ve yapay zekâ ile enerjinin ayrılmaz olduğu bir geleceğe nasıl hazırlanabileceğini ortaya koyuyor.

İlgili içerikler

EY Enerji Konferansı’nda küresel enerji sektörünün gündemi ve geleceği masaya yatırıldı

EY olarak, 10-11 Haziran’da düzenlediğimiz Bölgesel Enerji Konferansı’nın dördüncüsü bu sene İstanbul’da gerçekleştirildi. Detaylar için bültenimizi inceleyin.

Gelişmekte olan teknolojiler insan-makine iş birliğini nasıl mümkün kılıyor?

Teknolojinin iş ve liderliği nasıl değiştirdiğini keşfedin. Gelişen insan-makine ekosisteminde başarılı olmak için harekete geçin.

EY Work Reimagined 2025 Araştırması yayımlandı!

EY Work Reimagined 2025 Araştırması’na göre, küresel çapta çalışanların %88’i iş dünyasında henüz temel alanlarla sınırlı olmak üzere yapay zekâ kullanıyor. Detaylar için yazımızı okuyun.

EY Responsible AI Araştırması yayımlandı

EY Responsible AI Araştırması’na göre; yapay zekâ teknolojilerinin benimsenmesi hızla artarken, bu teknolojinin etik ve güvenilir bir şekilde kullanılmasında gelişmiş sorumlu yapay zekâ önlemlerini uygulayan şirketler rekabette öne çıkıyor. Detaylar için yazımızı okuyun.

Bu makale hakkında