5 dakika okuma süresi 5 Ağu 2020
Yapay zekâ kamu sektörünü nasıl etkiler?

COVID-19 sonrası küresel ekonomide yeni normal ve Türkiye’nin görünümü

Tarafından

Serhat Akmeşe

EY Türkiye Kamu Sektörü Lideri

EY Türkiye, Kamu Sektörü Lideri ve Danışmanlık Hizmetleri Yardımcı Ortağı, evli ve 1 kız babası, motosiklet ve klarnet meraklısı.

5 dakika okuma süresi 5 Ağu 2020
İlgili konu başlığı COVID-19 Kamu sektörü

COVID-19 sonrası dönemi hayal ederken sorulan temel soru, toparlanmanın ne zaman olacağı. Bu soruyu cevaplamak mevcut deneyimimiz kapsamında elde ettiğimiz veriler ile zor görünüyor. Çünkü COVID-19 küresel ekonominin şimdiye kadar deneyimlediği hiçbir krize benzemiyor. 

Toparlanmanın finansmanında, organizasyonunda ve bu sürecin yönetiminde yeni fikirlere, yenilikçi yöntemlere her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Kısa vadede COVID-19 bizi uzaktan erişime dayalı iş ve yaşam modellerine zorladı. Bu süreçte bazı sektörler ve iş modellerinin potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu gördük. İş dünyası, salgını kontrol altına almaya çalıştığımız kısa vadede adapte olmak, salgının ekonomik etkilerinin ağırlaşacağı orta ve uzun vadede dönüşmek zorunda. EY (Ernst & Young) Türkiye olarak, içinde bulunduğumuz bu istisnai ve zor dönemde kamu sektörü paydaşlarımızı ulusal ve uluslararası kaynaklarımızla destekliyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız COVID-19 Sonrası Ekonomide Yeni Normale Hazırlanmak adlı raporumuzla iş ve üretim için daha önce düşünmediğimiz bir geleceğe hazırlanılmasına yardımcı olmayı hedefledik. Hızlı ve dinamik karar alma süreçlerine ihtiyacımız olduğu bu dönemde doğru veriye ve analizlere ulaşmak tüm kararların etkisi için büyük önem taşıyor. Raporumuzda iş ve üretim modellerimizin COVID-19’un getirdiği dönüşüm sürecine ne kadar hazır olduğunu; uzaktan erişim, çevrimiçi iletişim ve iş yönetimi araçları, siber güvenlik veri ve ağ güvenliği, bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) ve dijital altyapısı, Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitesi, iş gücü yetkinlikleri, altyapı, üretimin yapısı ve pazarın yapısı gibi 8 farklı unsur ve çeşitli göstergeler özelinde değerlendirdik. Bu çerçeve doğrultusunda Türkiye ve seçilen ülkelerin karşılaştırmalı analizini gerçekleştirdik.

Salgının hızı ve şiddetine ilişkin sonsuz sayıda senaryo ve olasılık geliştirmek mümkün ancak şüphe götürmeyen gerçek; COVID-19 salgınının, iş dünyasını uzaktan erişime dayalı bir dönüşüme zorladığı ve bunun uzun vadeli bir dönüşüm süreci olacağı. Ülkeler için işin ve üretimin geleceğine hazır olmak, COVID-19 salgının özellikle orta ve uzun vadeli yıkıcı etkileri ile mücadele edebilmek için kritik önem taşıyor. Bu dönüşüm sürecinde kişilere,  kurumlara ve kamu sektörüne ayrı roller düşüyor. Ancak kamu sektörünün sorumluluğunda olan sürecin yönetimi, başlı başına büyük bir stratejik ve operasyonel efor gerektirecek. İş ve üretim biçimlerimizin uzaktan erişime uygunluğunun, mevcut kapasitemizin ve gelişim alanlarımızın belirlenmesinin bu sürecin önemli adımlarından birkaçı olduğu değerlendiriliyor. Bu doğrultuda hazırladığımız raporumuzda, uzaktan erişime dayalı iş ve yaşam biçimlerinin etkinliğini Türkiye ile önde gelen gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin karşılaştırmalı analizine dayanarak inceledik.

Araştırmamızın öne çıkan sonuçlarına baktığımızda; özellikle belirli hizmet sektörleri ve kamu kurumlarının esnek çalışmaya yönelik sürecin başından itibaren aldıkları hızlı kararlara karşın, ülkemizin uzaktan çalışmaya imkân sağlayan çevrimiçi araçları kullanma seviyesinin kıyaslanan ülkelere göre oldukça düşük olduğunu gözlemledik. Türkiye çevrimiçi iletişim araçları içinde en çok Skype ve Microsoft Teams’i; çevrimiçi iş yönetimi araçları içinde ise en çok Asana ve Trello’yu kullanıyor. Bu platformların aylık trafiği içinde Türkiye’nin payı ise iletişim araçlarında %2; iş yönetimi araçlarında ise %1 seviyede. Nüfus ve hizmet sektörünün büyüklüğü de göz önünde bulundurularak yapılan kıyaslama, Türkiye iş dünyasının uzaktan erişime dayalı çözümleri kullanmakta diğer ülkelerin gerisinde olduğunu gösteriyor. Öte yandan eğitim alanında; uzaktan eğitimi COVID-19 ile mücadelemizdeki kısa vadeli bir çözüm olarak görmek hata olur. COVID-19 sonrası orta ve uzun vadede eğitim uzaktan erişime dayalı yöntemlerle yeniden şekillenecek sektörlerin başında geliyor. Uzun vadede hem zorunlu eğitim hem de üniversite eğitiminin büyük ölçüde çevrimiçi kanallara yönleneceği değerlendiriliyor. Bu doğrultuda çevrimiçi eğitim pazarı da önemli bir büyüme gösterecek.

Uzaktan çalışma modeli ile kurumlar ve bireyler üzerindeki siber güvenlik riskleri ise ciddi oranda artıyor. Bu alandaki karşılaştırmalı seçili göstergeler incelendiğinde, Türkiye gelişmekte olan ekonomiler arasında siber güvenlik riski görece düşük ülke olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte uzaktan çalışma için temel seviyedeki gereksinimleri tanımlayan BİT ve dijital altyapı göstergeleri incelendiğinde, Türkiye’nin özellikle internet hızı ve güvenli internet sunucularının varlığı alanlarında Güney Kore ve gelişmekte olan ekonomilerin önünde yer aldığını görüyoruz.

Etkili, verimli ve rekabet gücü yüksek iş ve üretim modelleri için 'Ar-Ge ve Yenilikçilik Kapasitesi' her zaman kritik unsur olarak gösterilmiştir. Ancak COVID-19 sonrası orta-uzun vadeli dönemde Ar-Ge ve Yenilikçilik Kapasitesinin üretim süreçlerindeki rolü daha da güçlenecek. Firmalar COVID-19 ile gelen kısa vadeli şoku atlattıktan sonra kendilerini Ar-Ge ve yenilikçiliğin üretimde rekabetçiliğin temel unsur olduğu bir ekonomik düzen içinde bulacaklar. Ülkelerin Ar-Ge ve Yenilikçilik yetkinlikleri, ekonomik gelişmişliklerini doğrudan etkileyen en önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu alanda incelenen göstergelerde, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerin gerisinde kaldığı ancak gelişmekte olan ülkeler kategorisinde Brezilya ile birlikte başı çektiği görülüyor.

Geleceğin iş ve üretim yapıları daha nitelikli ve esnek bir iş gücü kaynağı gerektiriyor. Mevcut iş gücünün yetkinliklerinin dönüştürülmesi ve geleceğin iş gücü yetkinliklerinin geliştirilmesi rekabetçi üretim için her zamankinden daha önemli. Günümüz çocuklarının %65’inin gelecekte şuan var olmayan iş kollarında çalışacağı öngörülüyor. Robotik süreç otomasyonu, makine öğrenmesi, nesnelerin interneti ve yapay zekâ benzeri dijital teknolojiler son yıllarda baş döndürücü bir şekilde gelişiyor; üretim, çalışma ve yaşam şekillerimizle birlikte ihtiyaç duyduğumuz iş gücü yetkinlerini de hızlı bir dönüşüme zorluyor. Geleceğin iş gücü yetkinliklerine yönelik olarak ülkelerin mevcut iş gücü yapıları ve niteliklerine ilişkin karşılaştırmalı göstergeler incelendiğinde,  Türkiye’nin mevcut iş gücü yetkinliğinin potansiyelinin çok altında kaldığı görülüyor.

Etkin bir altyapı, üretim süreçlerinin başarısında her zaman kritik öneme sahip. Önümüzdeki dönemde yeni teknolojilerin adaptasyonuyla yeni altyapılara ihtiyaç artabileceği gibi, yeni teknolojiler altyapı açığını kapatmakta da etkili olacak. 5G’nin 4G’den temel farkı getirdiği hız ve düşük bekleme süreleri. 5G çok daha büyük bir bant genişliğinde 4G’den 20 kat daha hızlı veri transferi yapmayı, bekleme süresini 0 bandına getirmeyi vadediyor. Böylece nesnelerin interneti ve akıllı şehir teknolojileri için ihtiyaç duyulan altyapı olarak tanımlansa da mevcut teknolojisiyle 5G’yi veriye dayalı objektif yöntemler ile değerlendirmek ve bu teknolojiden 'beklentileri' rasyonel bir şekilde ortaya koymak önemli. Şu an 5G için beklentilerin zirvesindeyiz. Teknolojinin kapasitesini ve vadettiklerini deneyimledikçe daha gerçekçi bir görüntü ortaya çıkacak. Bunun 2-5 yıl içinde gerçekleşmesi bekleniyor. COVID-19 sonrası dönemde uzaktan erişim,  yenilikçi ve dijital teknolojilerin şekillendirdiği iş ve üretim modellerinin ihtiyaç duyduğu teknolojik altyapı, üretim süreçlerinin rekabetçiliğini belirleyen temel altyapı unsuru olacak. 5G teknolojisi vadettiği kapasite ile geleceğin üretiminin ihtiyaç duyacağı bu teknoloji altyapısını sağlamaya aday görünüyor. Ancak mevcut altyapının 5G ile dönüşmesi çok büyük bir altyapı yatırımı. Teknoloji için yüksek katma değerli endüstriyle kullanım alanları bulmak ve güvenlik risklerini ortadan kaldırmak doğru bir başlangıç gibi görünüyor. Ülkelerin ekonomik gelişmişliklerinin önemli göstergelerinden biri olan altyapı kalitesine ilişkin kriterler incelendiğinde, Türkiye ulaştırma ve enerji altyapısında gelişmiş ülkeler kategorisinde Rusya’yla benzer performans sergilerken, gelişmekte olan ülkeler arasında lider konumda bulunuyor, teknoloji altyapısı alanında ise gelişmekte olan ülkelerden Endonezya’nın önünde yer alıyor.

Hizmet sektörünün uzaktan erişime dayalı çözümlerle iş modelini sürdürebilen oyuncuları kendilerini daha hızlı dönüştürüyor. Üretimde ise bu dönüşümün hızını ve derinliğini belirleyecek unsurlar çok daha fazla ve karmaşık. COVID-19 sonrası gelecekte üretimin başarısında en etkili unsurlar üretimin ölçeği,  ekonomik karmaşıklık ve tedarik zincirlerinin esnekliği olacak.  Geleneksel üretim bandı, sosyal izolasyona uygun üretime el vermiyor. Otomasyon, IOT, AI, 3DP daha az personelle üretime devam etmeyi sağlıyor. Üretim bantlarında sosyal izolasyonu sağlayacak önlemler yeni iş güvenliği unsurları olacak. Güvenli iş ortamı için eskiden 10 kişinin çalıştığı üretim bandında 3 kişinin çalışması gerekebilir. Bu üretim kapasitesinin yaklaşık %70 düşmesi demek. Üretim kapasitelerini korumak ve artırmakta firmalar yenilikçi üretim teknolojilerine adaptasyonu artıracak. Uzaktan çalışma, yarı zamanlı çalışma, esnek çalışma modelleri üretim süreçlerine adapte edilecek ve normalleşecek. Daha uzun vadede ise yenilikçi teknolojiler ve karanlık fabrikalar etkin üretimin yeni unsurları olarak normalleşecek. Dijital yetkinlik mavi yakada da aranan temel niteliklerden biri olacak. Küresel tedarik zincirleri yeniden inşa edilecek. Tedarik zincirlerini güvenilir ve şeffaf kılmakta Blockchain, AR, IOT gibi yeni teknolojiler sıklıkla kullanılacak. Türkiye için üretimin ölçeği bir avantaj, ekonominin karmaşıklığı ise gelişim alanı olarak öne çıkıyor. COVID-19’un orta ve uzun vadede getireceği dönüşüm sürecine hazırlıklı olmak için özellikle gelişmiş bilgi birikimi ve yetenek gerektiren ürünlerin üretilmesi için Türkiye’de kapasite geliştirilmesi gerekiyor. Bu kapasiteyi Türkiye’ye kazandırmak için artık farklı ve yenilikçi yöntemler düşünmemiz gerekiyor.

Rapor kapsamındaki ülkeler, imalat sanayinin kişi başına düşen GSYİH içindeki payına göre değerlendirildiğinde ABD; Fransa, Birleşik Krallık ve İtalya gibi G7 ülkelerinde imalat sanayinin %20 bandında olduğu görülüyor. Almanya,  Rusya ve Türkiye’de ise imalat sanayinin payının %30, Güney Kore’de ise %40 bandında olduğu görülüyor.  Almanya G7 ülkeleri arasında imalat sanayinin toplam ekonomi içindeki rolünün en güçlü olduğu ülkeyken, Güney Kore değerlendirme kapsamındaki ülkeler arasında imalat sanayinin toplam ekonomi içinde en güçlü olduğu ülke konumunda. İmalat sanayinin katma değeri değerlendirildiğinde de benzer bir tablo ortaya çıkıyor.  ABD ekonomisinde imalat sanayinin katma değeri 2.173 Milyar USD, GSYİH’sinin %11’ine denk gelirken Almanya’da imalat sanayinin katma değeri GSYİH’sinin %20,6 seviyesinde. Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya’da ise bu oran GSYİH’nin %10 bandında gerçekleşiyor. Güney Kore’nin ekonomik performansında imalat sektörü lokomotif rolünü %27,6 ile sürdürürken bu oran Türkiye’de  %17,6 seviyesinde.  Türkiye’de son 10 yılda hizmetler sektörünün gösterdiği atılıma rağmen imalat sanayi, Türkiye ekonomisi için önemini muhafaza ediyor. Türkiye için mevcut üretiminin ölçeği COVID-19 sonrası dönem için bir rekabet avantajı olarak değerlendiriliyor. Sonuç olarak üretimin yapısında, üretimin ölçeği Türkiye’nin görece güçlü kasıyken, ekonominin karmaşıklığı Türkiye’nin temel gelişim alanı. Ekonomik karmaşıklık altında ise üretimin çeşitliliğinden ziyade özellikli, yenilikçi,  yüksek teknolojili imalat yapılması gerekiyor.  COVID-19’un getirdiği orta-uzun vadeli dönüşüm sürecine imalat sanayini hazırlamak için bu alanda atılabilecek adımların değerlendirilmesi gerekiyor.

Orta vadede inşa edilecek 'bölgesel tedarik zincirlerinde' Türkiye için bir fırsat alanı görünüyor. Avrupa pazarına yakınlık, düşük maliyete nazaran kaliteli üretim ve imalat sanayi kapasitesiyle Türkiye bu yeni düzende özellikle Uzak Doğu’daki rakiplerine karşı önemli bir rekabet avantajına sahip olabilir. Türkiye bu dönemi Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitesi ve iş gücü yetkinliklerini geliştirmek için kullanarak uzun vadede küresel ekonomide bir sıçrama yapabilir.

Özet

İş dünyası, salgını kontrol altına almaya çalıştığımız kısa vadede adapte olmak, salgının ekonomik etkilerinin ağırlaşacağı orta ve uzun vadede dönüşmek zorunda. EY (Ernst & Young) Türkiye olarak, içinde bulunduğumuz bu istisnai ve zor dönemde kamu sektörü paydaşlarımızı ulusal ve uluslararası kaynaklarımızla destekliyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız COVID-19 Sonrası Ekonomide Yeni Normale Hazırlanmak adlı raporumuzla iş ve üretim için daha önce düşünmediğimiz bir geleceğe hazırlanılmasına yardımcı olmayı hedefledik.